Türkiye Ekonomisinin Güncel Çöküşü Üzerine

Türkiye ekonomisinin güncel çöküşü üzerine

Ağustos 2018

Ekonomist değilim, dolayısıyla yazdıklarımda yanılma payı vardır. Siyaseten merkezi karar alma yöntemleri kısa sürede ekonomi açısından kaldıraç görevi görse de, uzun vadede ülkenin kaynaklarını yok eder. Dünya kapitalizminin ekonomi açısından başarılı örnekleri olan Suudi Arabistan ve Çin gibi istisnalar kafa karıştırıcı olabilir ancak Çin özgün bi sosyalist üretim biçimi ve neredeyse bedava iş gücüyle tüm dünya pazarlarını egemenliği altına almış bir güç, Suudi Arabistan ise çok büyük petrol rezervleri bulunan ve ekonominin rasyonel yönetildiği bir devlet. Dünya petrolünün büyük bir bölümünü üretmesine rağmen enflasyonun parasını ancak pul kadar değerli hale getirdiği Venezüela’yı hatırlayalım, büyük petrol rezervlerine rağmen üretici bir ekonomi kuramayan ve böylece her açıdan çakılan ve maaşları bile ödemekte zorlanan Kürdistan Bölgesel Yönetimini hatırlayalım.

Başarılı ya da başarısız. Türkiye bir süredir bölgesel bir güçten çok, küresel bir güç gibi davranıyor. Siyasal dengeler kimi zaman iç ve dış politikada radikal olmanıza izin verebilir, ancak stratejik anlamda bu rolü sürdürebilmek için güçlü bir ekonomiye ihtiyaç duyarsınız. Türkiye bu ekonomik altyapıyı oluşturmak adına devlete ait ne varsa sattı, diplomatik sorunları aldığı rüşvetlerle gündemden düşürdü. Bunu yaparken ciddi miktarda bir sıcak parayı elinde tutmaya başladı. Beklenen ve rasyonel olan üretilen paranın üretim altyapısına harcanmasıyken ortaya yeni bir durum çıktı: Rant ve sadaka ekonomisi. Devlet kaynakları birincil olarak inşaat şirketlerine aktarıldı, düşük faizli kredi teşvik edilerek insanların uzun vadeli borçlanmaları sağlandı. Diğer taraftan geliştirilen sadaka ekonomisiyle Arap-petro devletleri formunda toplum sosyal yardımlara muhtaç hale getirildi. İnşaat sektörüne büyük projelerle devlet eliyle pompalanan büyük miktarda paralar ekonominin hormonlu büyümesine temel oluşturdu. Kaynakların sonsuz olmadığı ekonominin en temel ilkesidir. Kaynakların bitme tehlikesine karşılık vergiler en yüksek düzeye çıktı. Böylelikle alım gücü ve paranın değeri yüksek oranda düştü. Dış ticaret açığı bu noktada kritik bir rol oynuyor. Ülke samanı ve eti bile (ki Türkiye tarımsal açıdan çok avantajlı bir ülkedir) kendi üreticisinden daha pahalıya almaktansa yurtdışından daha ucuza mal etti. Bu hamleler günü kurtarmış olabilir ancak üreticiyi ciddi anlamda darbeledi. Enflasyonda reel rakamların gizlendiği çok açık bir durum. Merkez bankası dördüncü kez enflasyon beklentisini yükselttiği halde, enflasyonun hızına yetişemiyor. Financial Times’a göre gerçek enflasyon %40 civarında seyrediyor. BOTAŞ elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza %50 oranında bir zam yaptı, bu üretim maliyetlerinin daha da artması ve zaten zor durumda olan üreticinin yanı sıra kişisel tüketiciye de ekstra yük binmesi demek. Ankara Sanayi Odası Başkanına göre ülkedeki şirketlerin neredeyse tamamı kanunen batık durumda. Bir yandan üretmeye teşvik ediliyorlar ama bir diğer taraftan parasızlık içerisindeler. ASO Başkanı Türkiye’de kimi işlerin yapılamaz olduğunu belirtiyor. İmalat yerine, inşaata yapılan yatırımın binaları satın alacak kimsenin kalmamasıyla çöküşe neden olduğunu söylüyor. Yani talebi aşan bir arz söz konusu. İnşaat maliyetleri geçen yılın bu vaktine göre %23 oranında arttı. Bu da konut fiyatlarının daha da yükselmesi demek. TVlerde sürekli dönen konut reklamlarını, satılmaya başlanan ‘yarım’ evleri ve ‘gel otur beğenirsen alırsın’ kampanyalarını hatırlayalım. Bu sektördeki kriz saklanması zor bir boyuta ulaşmış görünüyor. İMSAD’a göre eğer ekonomide büyüme adına inşaat sektörüne daha fazla yüklenilirse şimdilik 1 yıllık krizin kesinleştiği sektörde, dönülmez bir noktaya varılacak. AVMlerde dükkanlar büyük kurumsal markalara ait olmalarına rağmen kiralarını ödeyemez durumdalar ve bu yüzden dükkan sahiplerine cirolarından pay vermeye başladılar. Yılın ilk yarısında sorunlu-batık kredi oranı %3.02, yani vatandaş kredilerini ödeyemiyor. Bir araştırmaya göre %65 oranında bir grup imkanı olsa yurtdışına gideceğini söylüyor. (Ekonomik sebeplerle) Tayyip Erdoğan’ın “Parasını yurtdışına kaçırmaya çalışanlar var, katiyen izin vermeyeceğiz” minvalindeki açıklamalarını hatırlatalım. Dolarla borçlanan özel sektör, doların yükselmesiyle %40 oranında zarar etti. Cemaate ait şirketlere el konulması ekonomide kısmi bir rahatlama yaratsa bile, yabancı yatırımcının gözünü korkutmaya yeterdi.

Kısacası zamana yayılan bir çöküş var. Şu anda ev aldığımız paralara, yakın zamanda bir paket sigara alabiliriz. Daron Acemoğlu, O’Brien gibi ekonomistler yukarıdaki iddialarımı ve çıkarımlarımı doğruluyor. IMF ile görüşmelerin başladığı söyleniyor. ABD’nin ambargo tehditi doları 5 lira civarına itti. Bakalım bu obur ekonomi daha ne kadar dayanacak.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com