Sati ve Ortadoğu’da Demokrasi

Sati

Kocası ölen kadının, kocasıyla birlikte diri diri yakılması olan Sati ayini Hindistan’da oldukça yaygın bir gelenek. Hint gelenekçileri Britanya’nın bu duruma müdahalesini kabul edilemez olarak görürken, Britanya Sati’ye karşı çok sert önlemler almıştır. Hindistan’daki Britanya İmparatorluğu varlığının bitmesiyle beraber Sati uygulaması yeniden yaygın biçimde görülmeye başlanmıştır. Sati Hindu milliyetçileri için ulusal kimliklerini yaşatmanın ve Britanya işgaline direnmenin bir yoludur.

Britanyalılar tıpkı insan kurban eden vahşi yerlileri ‘medenileştirmek’ için Güney Amerika’yı kana bulayan, ellerinde bir medeniyet göstergesi olarak İncil’i tutan İspanyolların iddia ettiği gibi, sömürgeciliğin ilkel bir topluma medeniyet götürmek anlamı taşıdığını ve böylelikle geri-ilkel toplumların üstün-medeni bir el (ilerletici-modernleştirici) tarafından dokunulması anlamı taşıyacağını iddia ediyorlardı. Altyapısal anlamda bunu inkar etmek zor zira Britanyalılar Hindistan’a telgraf hatları, trenler ve daha nice teknolojik gelişmeyi götürdüler. İnsani açıdan ise Britanyalıların modernist tavırlarına rağmen Hindistan toplumu asla değişmedi. Marx bu konuyu ele alırken Hindistan özelinde emperyalizmin ilerletici olduğunu iddia eder. Benim bunu okumam ise Frantz Fanon okumalarım ile paralel bir anda gerçekleştiğinden olacak, Marx’a tepkilendiğim hatırımdadır. Marx’ın aksine Fanon mevcut durumda gerici bile gözükse, sömürgecilere karşı ulusal kültürün her öğesinin devrimci olduğu kanısındadır. Örneğin Cezayir’de kadın giysisi olan çarşafı Fransız sömürgeciliğine karşı bir direniş simgesi olarak değerlendirmesi de bu yüzdendir.

Çok sonradan anlayacaktım ki koşulları kendi içerisinde değerlendirmek tarih okumanın en önemli kısmıdır. Kemalizm yıllarca Kürtlüğün Türklüğün gelişmemiş / az gelişmiş bir kolu olduğunu iddia etti ve kendi yarattığı Türk kimliğinin Kürt kimliğini modernleştireceği iddiasında bulundu. İddia etmekle kalmadı, tüm varlığıyla bu siyasal programı uygulamaya girişti. Kemalizm’in bir diğer çabası ise Teba anlayışından millet/ulus anlayışına geçmekti, zira Kemalizm’in beslendiği modern milliyetçilikte idealize edilmiş batılı değerlerde böyle birşey yoktu. Dün yapılan seçimlerle daha önce Kürt direnişinin duvarlarına çarparak sendeleyen, kendi içerisinde İslamcı-Laik mücadelesi İslamcıların kesin zaferiyle sonuçlanan Kemalist cumhuriyetin sonuna gelindi.

İslamcılığın kesin ilkesi olarak bilinen ve demokrasiyle uzlaşmayacak olan “Hakimiyet Allahındır” ilkesi ayeti revize edilerek “Hakimiyet Milletindir” şekline dönüştürüldü. Bu kendi içerisinde halkın rızasına verilen önemi gösterirken bir diğer taraftan halkın rızasıyla alınan iktidarın mutlak yönetimine işaret ediyor. Demokrasi basitçe en çok oyu alanın ülkeyi istediği gibi yönettiği bir sistem değildir, ABD’de son seçimde en çok oyu alan Clinton değil, oylar eyaletlere bölündüğünde nitelikli çoğunluğu alan Trump seçimi kazandı. Ortadoğu tipi demokrasi ise mutlakiyetçiliğe açık bir yapıdadır ve halkın bu konuda rızası vardır. Dolayısıyla modern devletin ilkeleri olan kuvvetler ayrılığı, yerinden demokrasi, çoğulculuk vs. genellikle uygulanmaz. Sanki halkın çoğunluğunun bir lidere/ideolojiye/partiye destek veriyor olması, o aktöre kendinden olmayan her türlü azınlığa baskı yapmasını ve terör uygulamasını meşru kılar.

İslamcı popülizmin etkisindeki bazı arkadaşlardan çok sık “Amerika ve Rusya’nın Suriye ve Irak’da ne işi var?” sorusunu duyardım. Bu soru Saddam Hüseyin’in ülkesinin başına getirdiklerini de, BAAS rejiminin baskıcı ve katliamcı politikalarını da, El Kaide ve IŞİD uzantısı örgütlerin vahşetini de görmezden gelen bir soruydu. Zira tüm bu mezalimi birbirine yapanlar Irak ve Suriye halklarının kendisinden ve kendi başa getirdikleri rejimlerden başkası değildi. Dolayısıyla bu soru eksik bir soruydu. Gerçek soru şu olmalıydı; Ortadoğulular kendilerini yönetme yetkisine sahip olmalı mı yoksa bu hak belli dar çevrelere mi verilmeli? Libya’da kırılan rejimin altından kaos, Suriye’de çatırdayan BAAS rejiminin altından kaos, Irak’ta ezilen Saddam rejiminin ardından kaos yani hep birbirini kimliğinden ötürü boğazlayan topluluklar yükseldi. Bazen Ortadoğuda demokrasiyi savunurken, kendimi Hindistan’da Sati’yi savunan Hindu milliyetçileri gibi hissediyorum. Bu filmin sonunu biliyor olmanın tüm yükünü taşıyor, kendim ve herkesin geleceği hakkında endişeleniyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com