Öncülük etme/Geriden gelme -Marguerite Dupire

20 Kasım 2017

Öncülük etme-geriden gelme kavram çiftinin temel ve üstyapı ilişkisine atfedildiği düşünülebilir. Ama durum böyle değil. Toplumsal bütünün şu ya da bu unsuru bir önderlik etme ya da geride kalma üzerinden nitelenemez, mevcut her önderlik etme ve geride kalma, toplumsal bütünün unsurlarının birbirine eklemlenmesinde ve eklemlenmesiyle düşünülmelidir. Bu unsurların konumu ve önemi, önderlik etmenin ya da geride kalmanın ifade edildiği zamandaki art arda geliş düzenleriyle ilişkilendirilemez. “Bu hassasiyet ve kavrayış yoksunluğu, aralarında organik bir bağ oluşturan şeyleri olağan bir şekilde ilişkilendirmekten ibarettir … ” (Elyazmaları, 57-58, I, 22; Grundrisse, 9-10). “Gerçekten de, sadece hareketin, ardışıklığın, zamanın mantıksal formülü, toplum yapısını nasıl açıklayabilirdi?” (Felsefenin Sefaleti, 120). Louis Althusser, “ayrımsal zamansallık” kavramını geliştirirken, bu noktanın altını çizer (Kapital’i Okumak). Her unsur bütünün içinde “belirlenim göstergesi”yle ya da “etkililik göstergesi”yle yer alır; bu yer, belirli, sürekli, homojen tarihsel (ideolojik) bir zamana göre tanımlanamaz.

Bununla birlikte, bazen öncülük etmeleriyle nitelenen bilinç ve felsefe için istisnalar bulunur: felsefenin bilim üzerinde öncülüğü (Doğanın Diyalektiği); bilincin, bizzat tarihsel gelişim sürecine bağlı olan öncülüğü, üretici güçlere ve belirli bir zamanda üretici güçlerin gelişimine engel olan üretim ilişkilerine karşılık gelmeyen bir öncülüktür. Eski biçimler, yeni ortaya çıkan biçimler ile birlikte, belirli bir süre daha var olurlar ve bunların ayak bağı olduğu bilinç, (yerel, kabilesel, bireysel) tutarsızlıklara ve eşitsizliklere maruz kalır. “Genel bir değerlendirmeye izin veren belirli noktalar söz konusu olduğunda, bilincin bazen eş zamanlı görgül ilişkilere göre daha önde görünebilmesi, buradan hareketle açıklanır; öyle ki, sonraki bir dönemin mücadelelerinde, önceki teorisyenlerden otorite olarak destek alınabilir”. Ama öncülük etme ve geriden gelmenin gerçek anlamı, tarihsel ve siyasal konjonktürle, toplumun belirli bir zamandaki konumunun çözümlemesiyle ortaya çıkar. Böylece, bu iki terimle, temel olarak, Marx’ın ve Engels’in dönemlerinin Avrupasına ilişkin betimlemelerinde karşılaşılır. Marx ve Engels İngiltere, Almanya ve Fransa’ da, Almanya’nın felsefi, İngiltere’nin ekonomik, devrimin ve sosyalizmin beşiği Fransa’nın siyasi öncülüğünü, her biri kendi özgül öncülükleri üzerine kurulmuş bir üçler erkini görürler. “İngiliz, insanları şapkalara dönüştürürse, Alman, şapkaları düşüncelere dönüştürür.” (Felsefenin Sefaleti) ve “Fransa’ da, birinin bir şey olması onun her şey olmak istemesine yeter” (1843 giriş, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi, 210; MEW 1, 389).

Marx, Fransa’nın siyasi olarak başı çekmesini ve devrimci ruhunu daha kesin bir şekilde şöyle tanımlar: “Fransa’da halkın her sınıfı siyasi olarak idealisttir ve kendilik bilincini, özel bir sınıf olarak değil, ama bütün toplumsal ihtiyaçların temsilcisi olarak kazanır.” (age) ve Engels şöyle ekler: “Fransa, tarihsel sınıf mücadelelerinin başka yerlerden farklı olarak sonuna kadar verildiği ülkedir” (18. Brumaire, 3. bsk. önsöz). Fransa 1789′ dan beri, tarihin ayrıcalıklı toprağı olan Avrupa’nın tarihine hükmetti ve şimdi kapitalizmin, “burjuva evrenin Demiurgos”u olan İngiltere’ deki hızlı gelişiminin etkilerine, devrimierin önce kıtada, dengelerin daha istikrarsız olduğu “burjuva bedenin” çeperinde dağmasına maruz kalıyor (Fransa’da Sınıf Mücadeleleri). Dolayısıyla bu devrimlerin sebebi, İngiltere’ de aranmalıdır ve onların etkisi, İngiltere’ deki yansırnalarına oranla ölçülmelidir.

Kendi döneminden ve öncelikle de Moses Hess’in yazılarından etkilenmiş olan (bkz. A. Cornu, Karl Marx ve Friedrich Engels, vol. III) genç Engels, İngiltere’ de, dünyanın yazgısını görmek için yönelinmesi gereken ülkeyi görmüştü. Engels, sonradan, İngiliz sosyalizminin “yalnızca saygın olmakla yetinmeyip, rehavet içinde salon sohbetlerine yerleştiği” bir dönemde, İngiltere’nin endüstriyel önderliğine ilişkin öngörüsüne geri dönerken, İngiltere’ de eli kulağında bir devrim kehanetini gençlik ateşine atfeder.

Almanya’ya gelince, o, başkalarının daha sonra gerçekleştireceği şeyi, ancak düşünebildi (“1843 Giriş”, age), çünkü felsefi üstünlüğü geri kalmış bir çerçeve içinde ortaya çıkıyordu. Gerçekten de, proletarya henüz oluşmaya başlamıştı ve toplumsal mücadeleler feodalizmin kalıntıları nedeniyle engellenmişti; bu kalıntılara da, Almanya’nın Prusya egemenliği altında küçük devletlere bölünmesi ekleniyorrlu (bkz. Almanya’ daki durumun tasviri : Erfurt programı). Bununla birlikte, Marx’a göre bu durum, Almanya’nın geri kalmışlığından avantaj sağlamasını dışlamıyordu: İşçi hareketinin gerisinden gelen Alman proletaryası, diğerlerinin deneyimlerinden ve hatalarından yararlanabilirdi; bu deneyim ve yanılgılara teoriyle olan özel ilişkisi eklenecek, böylece, “üç cephedeki mücadele (teorik, siyasi ve pratik-ekonomik) uyum ve bağlantı içinde ve planlı şekilde” verilebilecekti (Temmuz 1874 önsözü). Ricardo’nun İngiliz ekonomi politiği, Hegel’in temsil ettiği klasik Alman felsefesi ve Fransa’nın siyasi deneyimi, “Marksizmin üç kaynağı” olarak bilinir. Bunlar, Marksizmin esin kaynakları oldukları için, aynı zamanda, onun doğasına ilişkin bir tartışmayı da başlatırlar.

Lenin, bu üç kaynaktan hareketle, Marksizmi şu şekilde ayrıntılandırır: klasik felsefe (Hegel) ile daha da geliştirilmiş ve zenginleştirilmiş, diyalektiği üreten bir felsefe olarak maddecilik. Ardından, toplumun kavranmasına genişlemiş felsefi maddeciliğin, artık değer teorisiyle sonuçlanacak bir iktisata temel olan tarihsel maddeciliğe (ekonomik temel dolayımıyla belirlenme) dönüşmesi. Ve nihayet Fransa’nın siyasi yaşamının, sınıf mücadelesinin tarihin motoru olarak kavranmasına katkıda bulunması (bkz. Marksizmin Üç Kaynağı ve Bileşeni, Toplu Yapıtlar cilt 19).

Gramsci’ye göre (“Praksis Felsefesinin Kurucu Unsurları”), bu üç kurucu bileşen düşüncesi “öğretinin merkezinde doğan bir sınıflandırmadan çok, tarihsel kaynakların genel bir araştırmasıdır”; ona göre öğretinin özü daha özgül biçimde bir tarih teorisidir. Marksizm felsefe mi, ekonomi mi, sosyoloji mi yoksa tarih midir? Öğretiye bağlılık ve revizyonizm sorunları da Marksizmin bileşimi ve kaynağı ile bağlantılı olarak ortaya konacaktı. Öncülük etme ve geriden gelme, her tür teorik referanstan bağışık olmaksızın, konjonktürle ilgili kelime dağarcığının tipik terimleridir. Siyasi dile daha sonra yerleşmişlerdir (bkz. Lenin, Ne Yapmalı?, Bir Adım İleri İki Adım Geri …)  ve böylece araçlara, hatta bir çözümlemeyi destekleyen ya da “geriden gelme” terimlerinde tamamlanması gereken belirli bir özeleştiriyi başlatan düşünme mekanizmalarına dönüşmüşlerdir (örn. Fransa için, Champigny Manifestosu, Paris, 1968 ve bu tarihten itibaren Fransa Komünist Partisinin metinlerinin birçok yerinde)

NOT: Yazarın belirttiği salt bir altyapı ve onun belirlenimine tabi olan bir üstyapı tartışması olarak değil bir siyaset yapma tarzı olarak da öncülük bizce arche mantığına yaslanır. Antik Yunan’da köken ve başlangıç fikri anlamlarına gelen arche sözcüğü aynı zamanda önde olmak, öncülük anlamlarına da gelmektedir ve en nihayetinde bu sözcük yönetim anlamına gelir.

Yani eğer önde yürüyen birileri varsa diğerleri ister istemez onun arkasından gelecektir. Arche fiili çekimlenerek archein’de yönetimden gelen güç ya da gücü yönetme gücü, archestia olarak ise yönetilmek manasına gelir.

Arent’in yeni bir başlatma gücü olarak politika tanımı da arche mantığı içinden düşünmektir. Yani archein’in gücüne sahip eşitlerin düzeni olarak siyaset.

Leninist literatürde sık sık karşımıza çıkan kendiliğindenciliğe karşı öncü politika ifadesi de kuramsal bir tartışma açısından konuşacak olursak arche mantığının izdüşümüdür. Archein özgürlükle ilişkili olamaz. Sınıfa dışardan bilinç taşımak sınıfın bilinci olarak parti anlayışı bu anlamda sorun teşkil etmektedir. Kastettiğimiz şeyin Lenin’i Hannah Arendt’in şiddetsiz politika tasavvuruna indirgemek olmadığını belirtelim.

Raul Zibechi “Marx, Kautsky’nin literatüre eklediği ve daha sonra Lenin’in devlet merkezli düşüncesinde geliştirdiği “kendiğindenlik ve “kendiliğinden” kavramlarını kullanmaz. Marx yalnızca selbstständig (tek başına, kendi inisiyatifine dayanan) ve eigentümlich (kendi/içsel) sıfatlarını kullanır.” derken haklıdır.

Lenin önündeki somut soruna ilişkin devlet tartışması –geçiş devleti olarak komünizm değil komünizm içinden geçiş devleti- uyarınca dışardan bilinç, öncülük gibi netameli konuları kendi kavramsal setine eklemiştir. Bizce bu Lenin’in özgül politika yapma tarzından bağımsız bir sorun teşkil etmektedir.

Komünizm’in Güncelliği

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com