Latin Amerika ve “21. Yüzyıl Sosyalizmi”

Özlem Gümüş

2015

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler (Mezun)

Bu yazıda öncelikle Latin Amerika hakkında kısa bir bilgi verilecek ve ardından bir kavram olarak 21. Yüzyıl Sosyalizminin doğuşu anlatılacaktır. Hugo Chavez ile başta Venezüella ve daha sonra da Latin Amerika’ya yayılan 21. Yüzyıl Sosyalizminin benimsediği görüşler ve gelişimi ele alınacaktır. Son olarak ise günümüz Latin Amerikası’ndan kısaca söz edilecektir.

Latin Amerika, Batı yarımkürenin İspanyolca ve Portekizce konuşulan alanlarını, yani Meksika’yı, Orta ve Güney Amerika’nın büyük kesimlerini ve Batı Hint adalarının bir bölümünü içerir. 17. yüzyıldan itibaren özellikle İspanya, Portekiz ve İtalya’dan olmak üzere yaklaşık 20 milyon kişi Avrupa’dan Orta ve Güney Amerika’ya göç etmiştir. Bugün Güney Amerika’da yaşayan yaklaşık 50 milyon kişinin kökenlerinin bu ülkelere dayandığı tahmin edilmektedir. Latin Amerika’yı arka bahçesi ilan eden ABD iki yüz yıldır kıta halklarıyla kirli yöntemlerle savaşmaktadır.

ABD’nin kıtada yaşanan yüzlerce askeri darbede doğrudan parmağı olmuş ve bütün bunları yine demokrasiyi geliştirme ve özgürlükler adına yapmıştır. Latin Amerikalılar ise ABD’ye karşı kendilerini savunmak için ya diğer güçlerle işbirliği yollarına başvurmuş ya da içlerinden halk kahramanları çıkarmışlardır.

1823 yılında açıklanan Monroe Doktrini, ABD’nin Latin Amerika ülkeleri üzerinde ekonomik ve siyasi nüfuz kurmasını sağlamıştır. ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası komünizme karşı muhafazakâr diktatörleri desteklemiş 1940 ve 1960’lı yıllarda Soğuk Savaş dönemi “yarımkürecilik (hemispherism)” doktrinini uygulamış ve 1970’li yıllarda da cuntaları desteklemiştir. 1980’li ve 1990’lı yıllarda demokratikleşme ve Washington Konsensüsü, 2000’li yıllarda ise “demokratik sosyalizm” kıtaya damgasını vurmuştur. [1]

Hugo Chavez ile birlikte başta Venezüella olmak üzere Latin Amerika ülkelerinde yeni bir kavram kullanılmaya başlandı; “21. Yüzyıl Sosyalizmi”. Bu kavram ilk olarak HeinzDieterich tarafından 1996 yılında dile getirilmiş ve ardından Latin Amerika liderleri olan Hugo Chávez, RafaelCorrea ve EvoMorales gibi isimler tarafından benimsenip uygulamaya konulmuştur. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından yaklaşık 10 yıl sonra Dieterich’in kaleme aldığı “21. Yüzyılın Sosyalizmi – Küresel Kapitalizmden Sonraki Ekonomi, Toplum ve Demokrasi” kitabı ilk olarak Latin Amerika’da yayınlanmış ve kitapta “21. yüzyıl sosyalizmi”nin teorik temelleri açıklanmıştır.

Dieterich küresel kapitalizmin dayattığı yeni-liberalizmin ahlak dışı ve gayrı insani olduğunu, tarihsel sosyalizmin sömürü, yoksulluk, çevre problemleri ve katılımcı demokrasi eksikliği gibi önemli insanlık sorunlarına tatmin edici bir çözüm getiremediğini ve dünyadaki mevcut sınıfsal yapının da bu alternatifi uygulanamaz kıldığını, kalkınma ve yeniden bölüşüme dayalı bir devlet kapitalizmini hayata geçirmeye çalışan Latin Amerika ülkelerinin sosyal demokrasi altında ele alınması gerektiğini ve günümüz dünyasında bu 3 alternatif dışında 21. yüzyıl sosyalizminin en gerçekçi seçenek olduğunu savunmuştur. [2]

Dieterich, post-kapitalist uygarlık çağında insanlığın temel sorunlarının çözümü için, 4 temel noktanın baz alınarak modelleme yapılması gerektiğini savunmuş ve bu kapsamda piyasa yerine, emekçilerin ve değer üretenlerin demokratik katılımlarıyla yön verilen, Marksist değer teorisi üzerine kurulu ekonomik model, her vatandaşın önemli konular üzerinde etkin şekilde yönetime katılabildiği demokratik anlayış, azınlık haklarının güvenceye alındığı, demokratik kurumların halkın ortak çıkarlarını koruduğu temel demokrasi ve rasyonalite ve etik bağlamında kendi geleceğini çizebilen vatandaş kavramı üzerinde durmuştur. [3]

HeinzDieterich’in teorik danışmanlığını yaptığı 30 milyon nüfuslu Chavez Venezüella’sı, sosyalizm denemeleri anlamında dünyaya farklı bir insancıl bakış açısı kazandırmıştır. HeinzDieterich’in ortaya attığı “21. yüzyıl sosyalizmi” pratikte Hugo Chavez Venezüella’sında uygulama alanı bulmuştur. Chavez 2005’de Venezüella’da 21. Yüzyıl Sosyalizmi’ne destek vereceğini söylediği günden itibaren bu söylem hemen hemen herkese göre farklı değerlendirilmiştir. Kimi Chavez yanlılarına göre (Chavistler) ideolojik bir tanımlama, muhalefet için komşuları Küba’daki Castro tipi komünizm, yerliler içinse 500 yıl önce yaşadıkları hayat anlamına bile gelebilir bir söylemdi bu. Sosyalist kesim yeni bir sosyalist programın devreye girip girmeyeceği konusunda heyecanlanmışken, bazı kesimler tarafından ise Chavez’in 21. Yüzyıl Sosyalizmi ülkesine özgü devrim stratejileri bütünü olarak görülmüştür.

Şöyle ki; Chavez’e göre 21. Yüzyıl Sosyalizmi’ni genel olarak tanımlamak gerekirse; ne reel sosyalizmle bağdaşan kuvvetli bir programlar bütünü ne de belirgin bir devrim stratejisidir. Chavez Marksist devrimin postülalarına inanmamış ve özel mülkiyetin ilgası ve sınıfsız bir toplum inşasını Venezüella’nın gündeminde görmemiştir. [4] Chavez sosyalizmi daha ziyade, bir söylem olarak öne çıkmıştır. Temel olarak üç ihtiyaca karşılık düşen bu söylem emperyalizme meydan okuma, 20. yüzyılın reel sosyalizm deneyleri ile araya mesafe koyma ve sosyalist değerleri de içeren bir ideolojiye yaslanma esaslarına dayanmıştır. 21. yüzyıl sosyalizmi, piyasanın devlete üstünlüğünü reddeden, ekonominin deregülasyonunu, mali sektörün üretim sektörüne üstünlüğünü, gümrük duvarlarının indirilmesini, özelleştirmeyi, stratejik kaynakların gayri-millileştirilmesini eleştiren bir hatta yerini almıştır. Buda genel olarak kapitalizmin sömürü mantığını değil, neo-liberal kapitalizmi karşısına aldığını göstermiştir. [5]

Ancak her ne kadar 21. Yüzyıl Sosyalizmi üzerine belli anlayışlar şekillenmiş olsada pek çok noktada içi doldurulması gereken bir proje izlenimi uyandırmıştır. Bu noktada Latin Amerika ülkelerinin komünist partilerine ve bir noktaya kadar da sosyalist Küba’ya özel bir görev düşmüştür denilebilir. Chavez 1999 yılında iktidara geldikten sonra daha çok iç siyasete yoğunlaşarak meşruiyetini artırmak istemişti, fakat iç siyasette yaptığı ekonomik hamleler ister istemez bazı kesimleri rahatsız etmiş ve bunun sonucunda Nisan 2002’de Amerika’nın da örtülü şekilde dahil olduğu bir askeri darbe teşebbüsü gerçekleşmişti. Her ne kadar Chavez bu darbeyi önlemiş ve iktidarını geri almışsa da bu olay ana politikalarında ciddi değişikliklere yol açmıştı. Asıl mücadelenin ülkesel ya da bölgesel değil küresel olduğunu bu darbeyle net bir şekilde anlayan Chavez, 2002-2009 yılları arasında özellikle

Amerikan karşıtlığının sözcülüğünü yapmış ve İran ve Libya gibi Amerikan düşmanı olarak addedilen ülkelerle yakın ilişkiler kurmuştu. Chavez’in 2009 sonrası başkanlığı tüm popülerliğine rağmen özellikle Brezilya’nın başarısı dolayısıyla ‘fikirsel’ etkisinin göreceli olarak azaldığı bir dönem olmuştur. Ayrıca aynı dönemde Chavezfenomenine yönelik olarak hem kıtadaki hem de dünyadaki algıda bir normalleşme görülmüştür. [6] Bu gidişat ise bize göstermiştir ki Chavez’in ölümü Latin Amerika siyasi tarihinde bir dönemin kapanması anlamına gelmiştir. Chavez’in savunuculuğunu yaptığı görüşleri kendisinin bile bazı noktalarda kabul ettirememiş olması, belki de yanlış yöntemlerle aktarmış olması ve aynı dönemlerde güçlenen Brezilya modeli de Chavez sosyalizmini zayıflatmış ve aynı çizgide devamının önüne geçmiştir.

Chavez’in ardından Venezüella’da 2012 senesinde önce devlet başkan yardımcılığı yapan ardından da seçimlerde galip gelerek devlet başkanlığı koltuğuna oturan Nicolas Maduro, Başkanlık deneyiminde toplumsal huzursuzluğu yansıtan gösteriler, muhalefetin ortaya attığı yolsuzluk iddiaları, meşru muhalefeti devlet gücüyle bastırmak ve dayanılmaz hale gelen ekonomik sorunlar ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Maduro “manevi babası” olarak gördüğü Chavez’in anlayışını uygulamaya çalışmışsa da kişisel karizmasıChavez’in çok gerisinde kalmıştır. Toplumun alt katmanları nezdinde Yeni-Bolivarcılığın (Chavez’in yönetim anlayışı) siyasal meşruiyetini sağlayan sosyal yardım programları ve sübvansiyonların tamamen ya da kısmen kesilmesi ya da bir süreliğine durdurulması halinde ise Maduro iktidarının yakın gelecekte devamı tartışmalıdır. [7] 1996 da HeinzDieterich ile doğan, bir dönem Venezüella’dan Hugo Chavez’le birlikte ABD’nin arka bahçesi olarak addedilen Latin Amerika ülkelerine yayılan göreceli olarak da başarılı sayılabilen 21. Yüzyıl Sosyalizminin alacağı şekil ve bölgenin geleceği uluslararası alanda merakla takip edilmektedir.

Kaynakça

Yılmaz Sait, “Latin Amerika’da Neler Oldu?” http://usam.aydin.edu.tr/analiz/LATiNAMERiKA_.pdf

[2] Morgül Kerem, “Reddi Miras ile Mirasyediliğin Ötesinde 21. Yüzyılın Sosyalizmi”,02.02.2008, İstanbul – BİA Haber Merkezi http://www.bianet.org/biamag/insan-haklari/104611-reddi-miras-ile-mirasyediligin-otesinde-21-yuzyilin-sosyalizmi

[3] Bağcı Tolga, “21.Yüzyılda Sosyalizm Denemeleri – Venezüella”, 05.06.2009, http://www.iktisadiyat.com/2009/06/05/21yuzyilda-sosyalizm-denemeleri-venezuella/

[4] MasisKürkçügil, “Hugo Chavez ve Devrimde Devrim”, Aporo Kitapçılığı Yayınevi, Aralık 2005, s.200

[5] Saraçoğlu Esin, “Chavez’in 21. Yüzyıl Sosyalizmi”, 26.05.2010, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/chavezin-21-yuzyil-sosyalizmi-28777

[6] Özkan Mehmet, “5 SORU: Chavez’in Ölümü ve Latin Amerika’nın Geleceği”,SETA, 06.03.2013,

http://setav.org/tr/5-soru-chavezin-olumu-ve-latin-amerikanin-gelecegi/yorum/4537

[7] Tüysüzoğlu Göktürk, “Venezüella’da Değişimin Ayak Sesleri”, Uluslararası olitika Akademisi, 01.03.2015, http://politikaakademisi.org/Venezüellada-degisimin-ayak-sesleri/.

Kaynak: Akademik Perspektif

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com