Komünizm ve Terör Fikri

Erdem Bulduruç

“Bağrında yeni bir toplum yatan bütün eski toplumların ebesi şiddettir.” F. Engels

“Ezilenlerin terörize edilmiş olmaları hiçbir aşağılayıcı unsur taşımaz; yemek ve yaşamak için sattıkları hiçbir utanç çağrıştırmaz. [Russel Jacoby, Yenilginin Diyalektiği,Dialectic of Defeat]

Bu yazı, Restorasyon döneminde[*] sol liberallerin[*] Marksizmin terör ve şiddet sorunsalına dair yaklaşımını masaya yatırmak istemeleri; bu anlamıyla yeni hegemonya sürecini omuzlamaları, yeni hegemonya alanlarının üretilmesine şu veya bu şekilde bileyerek ya da bilmeyerek alan açmaları sonucu yakın dönemde akıllarına gelen bu tartışmaya bir yerinden dahil olmak maksadı ile, geçmişe güzelleme yapmak kaygısı ile değil, bir dönemi kapatmak kaygısı ile hiç değil “elbet bir diyeceği var bu çocukların diyerek” kaleme alınmıştır.

Sapkın Nihilizm, Orantılı Siyaset!

Ellerini sınıf düşmanlarının kanına batırmamış olanların komünist olarak adlandırılması çok zordur.[Çaru Mazumdar]

Bu silahlı mücadeledir, bunlar halk savaşının sönmez alevleridir. Bu çelik daha saflaşacak, bu kılıç daha incelecek, gericiliğin bağırsaklarını delmek üzere daha keskinleşecektir. Yeni olan budur, yalnızca budur.[Abimael Guzman]

“Liberal politika teorisine göre, şiddet araçlarının kullanılması, politik öznelik halini ortadan kaldırır ve sürece aracın kendini hakim kılar. “Terörün siyasallaşması” deyimi de aynı teorinin ürünüdür. Liberal anlayışa göre, “siyaset” kavgasız bir oyundur; ve oyun kuralına göre (buna da demokrasi deniyor) oynanmalıdır. Oysa, ya oyuna dahil olmak isteyen, ya da başoyunculuğu kendine ayıran yeni bir oyun kurmak isteyen özneler tarihte hep var olmuştur. Bunların hareket tarzında şiddet araçları -onlara çok az başvurulsa da- her zaman çok önemli bir yer işgal etmiştir. Oyun dışındakilerin birer özne olarak varlığını kabul etmek, şiddeti zorunlu olarak içeren bir politika yaklaşımına sahip olmayı gerektiriyor. Bu adım bir kez atılırsa, gerisi geliyor ve şiddet, salt bir araç olarak varlığını sürdürmekten çıkıyor. Şiddet, bizatihi bir tür politikanın ve bir tür politik öznenin kurucu öğelerinden biri oluyor. Buna, ‘devrimci politika’ diyeceğiz.”

Salt devrimci solun değil, reformist solun da hedef tahtasına oturtulduğu böylesi bir konjonktürde gerek Birikim dergisi gerekse de ana akım medyadaki bazı köşe yazarlarınca silahlı mücadele , şiddet, terörizm gibi kavramlar yeniden tartışmaya açıldı!

Birikim dergisi gerek dünyada gerekse de Türkiye’de bazı hareketlerin stratejik bir yönelim olarak ele aldığı silahlı mücadele kavramını, silah/la mücadele başlığıyla sundu. Silahlı mücadele başlığı altında yapılagelen ve yapılacak olan tartışmaların kendisini anlamlı bulmakla birlikte; tartışmanın yürütüldüğü kanallar, tartışmanın hangi özneler tarafından yürütüldüğü, tartışmanın yürütülüş şekli ve içinde bulunulan konjonktür gibi etmenler şüphesiz bu tartışmayı değerlendirme kıstasımızının sınırlarını belirler.( Kaldı ki Birikim bu tartışmayı Silah/la Mücadele başlığı altında ele alarak baştan niyetini belli etmiştir!) Tartışmanın temel muhataplarının konuşmadığı bir monologun -ilerletici bir tartışma olarak- hükmü yoktur. Ki bu tartışmanın başlangıç itibariyle, bir sürecin sosyalist sol tarafından genel değerlendirmesini değil; iktidar ve Kürt Özgürlük Hareketi arasında gelişen şiddet pratiğinde – yer yer yoğunluklu yer yer düşük ölçekli- Kürt hareketini şiddet pratiği üzerinden eleştiriye tabii tutma saikiyle bir hegemonya sürecine çanak tuttuğu gözlemlenmektedir. Niyetler ne olursa olsun, olan bundan başkası değildir! (İlgili dosya sayısının bir başka problematiği de eleştiri masasına yatırılan hareketlerin özel olarak kitle desteği zayıf olan öncü savaşı yürüten hareketlerden seçilmesidir. Örneğin bu tartışmada ellerini güçlendirmek için El Salvador deneyi ya da Peru’daki Aydınlık Yol ya da güncelliğini koruması açısından da önemli olan PKK ve Naxalit Hareket’in kendisi yoktur.)

Ahmet İnsel’in Neçayev’in Devrimci İlahiyat metni çevirisi tam da bu eksende okunmalıdır. Neçayev gibi konspirasyonları ve devrimciliğiyle nam salmış bir ismin görüşlerinin nihilizm üzerinden tartışmaya açılması ve aynı aralıkta Kürt hareketine de İnsel tarafından bu minvalde yöneltilen eleştiri bir bütünlük taşımaktadır. Ki Neçayev gibi bir devrimcinin seçimi isabet olmuştur. Söylenen özetle şudur: Nihilizmden kaçının, nihilizme sapmayın. Gerillanın nihilizmine karşı BDP’nin orantılı siyaseti! Bunu da İnsel 25 Ekim tarihli Radikal İki ekinde yazdığı “BDP’nin yükü çok ağır” başlıklı yazısı ile dile getirmiştir. Yazıda bir “Terör” tanımına da girişen ve kürt hareketini radikal nihilist olarak tanımlayan İnsel, terör için öldürmenin kendisinin kutsandığı, hedefi belli olmayan ve öldürülen kişilerin kimliklerinin belirleyici olmadığı bir radikal nihilist proje demektedir. Yine aynı yazıda BDP’nin meclise girmesini ise ifla olmaz bir çarpıtma ile Kürt sorununu devlet şiddetiyle çözme umudu taşıyanlar kadar, terör eylemlerinin düğmesine basan gerillanın da tekerine çomak soktuğunu belirlemesini yapmaktadır. Abartı yok ifadeler bizzat İnsel’in kendi ifadeleridir. Devlet terörü ve karşı-terörü eşitleyen, düzleyen bu mantık yazı içinde aleni olarak da Kürt hareketinin legal-illegal örgütlü bütünlüğü arasında da ikilik yaratmaktadır.

Terörden Kaçan Hümanist Sosyalizm

Sokaktaki adam için, gerilla, Latin Amerika folklorunun bir ögesidir. Gerillanın romantik yönünden ötesini görmek eğilimini pek göstermez. Gerilla, bir çeşit <> ya da düpedüz haydutluk olarak düşünülür. [Jacobo Arenas, Kolombiya Halk Gerillası, Önsöz Albay Henri ROL-TANGUY]

“Mantıksal olarak” devrim terörizmi gerektirmez. Aynı şekilde “mantıksal olarak” silahlı ayaklanmayı da gerektirmez. Ne kadar derin bir beylik laf! Ancak devrim devrimci sınıfın amacına elinin altındaki bütün yöntemleri kullanarak – gerekirse silahlı bir ayaklanmayla, icabında terörizmle – ulaşmasını gerektirir.[L.Troçki]

Roni Margulies “Şiddet,Terör ve Sosyalizm” başlıklı yazısında sosyalizmin terör ve şiddetle hiçbir ilişkisi yoktur, olamaz demiştir. Aynı makalesinde şiddet kullanan kötü Marksistlere de kenarından değinmiştir. Yine Margulies’in bir başka yoldaşı şiddete yönelik yazdığı eleştirel makalesinin bitiminde Kürt hareketine dair sözü açarak ifrata vardırmamak adına, Margulies’ten kısmen farklı ama öz olarak aynı kalan değerlendirmesinde, Kürt hareketinin şiddet pratiğini devlet şiddetinin berhava edilmesi açısından bir nedensellik içinde, devlet Kürt hareketinin üzerine geldiği için kürt hareketi şiddeti benimsemiştir diye ifadelendirmektedir. Siyasal iktidar için namluda büyüyen bir şiddet değil (!) devlet şiddetini sağaltmak için benimsenen bir metot olarak şiddeti ele aldığını beyan etmektedir! Ki bu yaklaşım dahi Roni Margulies’in sosyalizmin terörle ilişkisi yoktur ifadesine ilişkiselci-nedenselci bir yerden fakında olmadan söylenen yanıttır. Bir ilişki istenmeyerek de olsa saptanmıştır. Belki bu ifadeleri bir paradoksal bir durum olarak hayra yormamak gerekir çünkü Volkan Akyıldırım ilgili yazısının hemen devamında yoksul bir köylü hareketi olarak PKK’den bahsetmiştir.

Roni Margulies‘in bilgi nesnesi ise bir tikel özne değil (ki onlar açısından sosyalistliği de tartışılan) bir ideolojinin ismidir. Volkan Akyıldırım açısından Sosyalizmin terörle ilişkisi yoktur demekle, yoksul bir köylü hareketinin terörle ilişkisi yok demek aynı şeyler olmayabilir pekâlâ! İşin bu kısmı bir yana Roni Margulies tartışmayı nasıl yürüteceğini de bilmemektedir. Epistemoloji-ontoloji ayrımı yapmadığından olsa gerek politikayı bilimin yasalılık alanına indirgemesinden kaynaklı; epistemolojik düzlemde yapmaya kalkıştığı sosyalizmin terörle hiçbir ilişkisi yoktur olamaz ifadesinden hemen sonra, mevzuyu böyle ele almayan uçkun sosyalistlere dem vurmaktadır. Şimdilik bir düşünce ile onu edinen özneler arasındaki ilişki kısa devrelerle anlaşılamayacağını söylemekle yetinelim. Kaldı ki Sosyalizm de epistemolojik düzlemde (Kastedilen Marksist Devrimcilik) İnsellerin, Margulies’lerin ve ortalıktaki bir dizi bilmezin yazdığı üzre Terörizme ve Şiddete teorik olarak mesafeli değildir. Marx’ın kuşkusuz eleştiri silahı silahların eleştirisinin yerini tutamaz ifadesi bir yana, Arendt üzerinden Mao’yu eleştirmeye kalkan politik “akıl”lar Lenin’in 1901 yılında kaleme aldığı Nereden Başlamalı makalesine göz atmalıdır.

Lenin orada şöyle der: “Biz, ilke olarak, terörü asla reddetmedik ve reddedemeyiz. Terör, savaşın belli bir anında, birliklerin belirli bir durumunda ve belirli koşullarda uygun ve hatta esas olabilecek askeri eylem biçimlerinden birisidir. Ama önemli olan nokta, bugün terör, savaş alanındaki ordu için bir harekat olarak değil, tüm mücadele sistemiyle bütünleşmiş ve onunla sıkı sıkıya bağlı bir harekat olarak değil, hiç bir orduyla bağlantısı olmayan ara sıra yapılan bir saldırının bağımsız bir biçimi olarak önerilmektedir.” [Lenin, Nereden Başlamalı, İlkeriş Yayınları]

Bırakalım “şiddeti” Türkiyede “Sosyalist Sol”un (devrimci ve reformist kanatları ile birlikte) üzerine deli gömleği giydirilmişçisine kaçtığı bir kavram olarak “terörü” anmaktadır Lenin. Terör sanıldığının aksine, bir sol sapma olarak öncü savaşının Marksizme dahil etmeye çalıştığı bir eylemsel hat değildir. Terör öncü politikanın bir uzantısı olarak kitlelere rağmen kitle adına değil; kitlelerin yerel şiddetini ve öfkesini de içererek hareketin taban kitlesi ile birlikte yürütülen ve meşruluğunu herkesten değil ama, kendi taban kitlesinden, kendi kamuoyundan alan eylemselliklerdir ve liberallerin sümen altı ettiği gibi tarih aşırı değil, onu bir mücadele biçimi olarak gerekli kılan ilişkilerin ortadan kalkması ile sönümlenecek bir araçtır. Lenin’in vaktiyle yaptığı bireysel terörizm eleştirisi eylemin nesnesine yönelik değil, öznesine yönelik bir eleştiridir. (Burada reformistlerin revize ettikleri, rüştünü ispatlamış bir sınıf düşmanı ya da bürokratın hedef seçilerek vurulması değildir eleştirilen) Lenin burada bireysel terörizme karşı orantılı “sınıf” çalışmasını değil kitle terörünü, kitlelerle yürütülen devrimci terörün inşa edilmesi için gerekli zeminin yaratılmasına kafa yorar.

Kitlelerin yerel şiddetini içermesi açısından Peru deneyimi yerinde bir örnektir: Peru’da yerlilerin İnka inanışından da kaynaklanan yüksek düzeyde şiddete eğilimli olduğunu biliyoruz. Yaban köpeklerini asmak, onları yok etmek gibi. Gene gerilla hareketinin yükseldiği evrede bölgeye gelen paramiliter güçlere de yerliler aynı şekilde cevap vermişlerdir. Bir dönem sonra Peru hükümeti kendi para-militer güçlerinin cesetlerini dahi bulamamıştır. ” Ayacucho Kızılderilileri, dünya tarihinin beş çağa bölündüğünü anlatırlar. Bu çağlar, sadece birinden diğerine geçişte alt-üst oluşlara sahne olurlar.Geçiş, değerlerin şiddetle tersyüz olmasına yol açar. Buna, ‘Pachacuti’ denir: Yukarda olan herşey artık aşağıdadır; ve aşağıda olan herşey de yukarıdadır; gün geceye dönmüştür, gece de güne; insanlar taşa dönmüştür ama taş yeni bir insan nesli doğurur. Pachacuti’ye, doğal afetler, tufanlar, depremler, ikinci bir güneşin belirmesi, alev yağmurları eşlik eder; Bunlar kötülerin neslini yutarlar: Bu kötüler, varlıklarını yoksullarla paylaşmayan zenginler, geleneklere ve eski tanrılara saygı göstermeyenlerdir”. Kitabın yazarlarından Alain Hertoghe ve Alain Labrousse’nin yorumları ise şöyledir: “Görülüyor ki, Yolcuların, eski ve yeni, fakirlerin iktidarı alması, devrimin arıtıcı alevi gibi kavramlara başvuran dili, bunu özellikle amaçlamış olmasalar da, kızılderililerin mitik söylemiyle çakışıyor ve onların kulak vermesini sağlayabiliyordu.[Peru’da Aydınlık Yol Deneyimi, s.87-88 ]

Yine Kürt Özgürlük Hareketi dair bir aktarımda bulunacak olursak: “PKK ihanet mesajını açıkça vermek için, birçok korucuyu ağzına para tıkıştırılmış biçimde ağaçlara asmıştı.”( Kan, İnanç ve PKK s.160) Burada söylenmek istenen şudur; devrimci hareketler ak terör- kızıl terör ya da ak terör-terör ayrımı yaparken bu şiddet bireysel değildir.(Sorun şiddet eylemini gerçekleştiren öznenin nicel gücü ve eyleminin sonuçlarıdır.) Bu öznelerin kendi gerçekliklerini bu şekilde(devrimci terörizm) teorize edip etmemesi de değildir mesele. Nitekim birçoğu da etmiyor. Aydınlık Yol önderi Abimael Guzman terörün işlevsel yönüne vurgu yapmakla birlikte iyi ki o günler geride kaldı, bomba artık bireysel bomba fırlatıcısının silahı olmaktan çıkmış,ve Halk Savaşı ile birlikte halkın silahlanmasında vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir demektedir.[ Başkan Gonzalo Konuşuyor, s.28] Eylemsel hat olumlanmakla birlikte terörün içkin olarak bireysel olduğunu savlar Gonzalo. Elbette Lenin’den farklı olarak! Ama Lenin’den şöyle bir alıntı yapmadan da edemez: “Lenin’in şu yazdıklarını hatırlamamız son derece yararlı olur: “Yaşasın halkın devrimci ordusunun öncüleri! Bu nefret edilen herhangi bir kişiye karşı düzenlenmiş bir komplo değildir, bu bir öc alma eylemi değildir, bu umutsuzlukla başvurulan bir çıkış yolu değildir, bu basit bir göz dağı verme eylemi değildir. Hayır: bu güç ilişkilerini hesaba katan,iyice düşünülmüş ve hazırlanmış bir başlangıçtır, bu devrimci ordu tugaylarının eylemlerinin başlangıcıdır.” [Başkan Gonzalo Konuşuyor s.28]

Devrimci terör yerine silahlı mücadele ya da halk savaşı yürüttüğünü söyleyen özne de, kategorik olarak red etmediği bu yöntem üzerinden yürütülen tartışmada ortada, eklektik bir yerde değildir. Buradan zaman yolculuğuna çıkarsak Narodniklerin şiddetini de bu standart okumaların dışında yeniden ele alabiliriz. Kitle terörüne evrilmeyen ve bu noktada Lenin tarafından eleştiriye tabi tutulan Halkın İradesi(Narodnaya Volya) eylemlikleri Legal Marksizmin reformizmi karşısında nereye oturur gibi bir soruyu sormak bugünden pek ala meşrudur? Her şeye karşın, arkamıza dönüp baktığımızda Legal marksizmin reformizmi mi yoksa Narodniklerin devrimciliği mi meşrudur sorusunu bize sorduracak bir zemin vardır?

Gelelim Margulies ve içinde yer aldığı siyasal harekete.(D-Evrimci Sosyalist İşçi Partisi) Şayet kendileri tarafından tutarlı bir eleştiri yapılmak isteniyorsa(ki söz söyleyenin namusudur) izlenecek hat sadece Mao ve Stalin’i bu konudaki yaklaşımları da bahane gösterilerek Marksizm alanının dışına itmek değil bu eleştiri içine savunduğunu iddia ettikleri Lenin’i ve Troçki’yi de dahil etmektir. Bakınız Troçki ne diyor: “Terörizmi prensipte reddeden – yani kararlı ve silahlı karşı-devrime karşı bastırma ve korkutma önlemlerini reddeden – kişi, işçi sınıfının siyasi egemenliği ve devrimci diktatörlüğü fikrini toptan reddetmek zorundadır. Proleterya diktatörlüğünü reddeden kişi sosyalist devrimi reddeder ve sosyalizmin mezarını kazar.”[Terörizm ve Komünizm s.82] Yine başka bir yerde Troçki’ye kulak verirsek: “Terör yalnızca, tarihsel olarak yükselen bir sınıfa karşı gericilik tarafından kullanıldığında yararsızdır. Halbuki sahneden çekilmek istemeyen gerici bir sınıfa karşı terör oldukça etkili olabilir. Hem uluslararası ölçekte hem de ülke içinde gözdağı güçlü bir politik silahtır. Devrim gibi savaş da gözdağı üzerine kuruludur. Genel anlamda muzaffer bir savaş, kalanlara gözdağı vermek ve iradelerini kırmak suretiyle, fethedilen ordunun ancak önemsiz bir bölümünü yok eder. Devrim de aynı şekilde işler: Bireyleri öldürür, binlercesine gözdağı verir. Bu anlamda Kızıl Terör, doğrudan devamı olduğu silahlı ayaklanmadan farklı değildir. Devrimci bir sınıfın devlet terörünü, ancak, her türlü şiddet biçimini – dolayısıyla bütün savaşları ve ayaklanmaları – ilkesel olarak basitçe reddeden birisi “ahlaki olarak” mahkum edebilir. Bunun için insanın yalnızca ve basitçe ikiyüzlü bir Quaker [barışçılığıyla bilinen Hristiyan tarikatı] olması gerkir.” [Terörizm ve Komünizm s.117]

Şiddet ve terörizmden azade, hümanist söylemle yoğrulmuş gerçek “Marksizm” arayıcılarının elinde görüldüğü üzre Troçki (bkn.Terörizm ve Komünizm kitabı) de Lenin’de (Nereden Başlamalı,1901) patlar. Ortada bir parodi değil sınıf mücadelesi var ise, rıza kavramının da zorla koşullandığını ve güç ilişkilerinden bağımsız ele almamak gerektiğini iddia ediyoruz. Eğer insanlar kendi arzu ve gerçeklikliklerini sınıfsız toplumda bu bütünün dışına çıkma eğilimi olarak tekillikleri uyarınca savlamıyorlar ise ve ol sebepten parti formunda bir örgütlenmeye ihtiyaç duyuyor isek devletin zor aygıtları değil, bir zor aygıtı olarak Devlet, tam takır işliyor ise bu nizamı bozacak bir eylemin kategorik reddi düşünülemez.

Halkçı-Popülistlere Karşı Sınıfçılar

Düşman zararsız hale getirilmelidir. Savaş zamanı bunun anlamı, yok edilmesi gerektiğidir. [Leon Troçki]

Dar anlamıyla sınıfçılık ya da dar anlamıyla halkçılığın her ikisi de daraltılmış öznenin, mikro analizlerin tarihsellik adı altında mikro düzeyde politikaya taşınmasını hedefler. Bu anlamıyla aralarında bir dikotomi yoktur . Bahsetsek bahsetsek bir çubuğun iki yüzünden bahsedebiliriz. Halkçılık tanımı gereği daha çeşitli, bölünmüş bir özne varsaysa dahi bunun da halkçılık adı altında teorizasyonunun politikaya dolayımsız uzanımı aynı özcü sorunsaldan kaçamayacaktır. Sınıf kendi içinde bölünmüş ve parçalıdır; halk da kendi içinde parçalı ve bölünmüştür. Burada düzeylerin birbirleri ile eşitlendiği sonucu çıkmamalıdır. Halk katmanları içinde elbette farklı sınıflar vardır ve sınıf her şeyden önce(eğer sosyolojizmi işletmiyorsak) Marksizme göre, sınıf, üretim araçlarının mülkiyetine sahiplik ya da yoksun olma durumu üzerinden, üretim aşamasında içinde yer aldığımız belirlenim ilişkilerine üzerinden tanımlanır.( üretim süreci tarafından belirlenen ve bizim öznel vargılarımızı aşan) Fakat bu demek değildir ki üretim sürecindeki konumumuz bizi politik özne kılar. Politika, öznelerle ya da daha doğrusu öznelleşme tarzlarıyla ilgili bir meseledir. Öznelleşme derken kastettiğim şudur: verili bir deneyim alanı içerisinde önceden kimliklendirilebilir olmayan ve bu yüzden de kimliklendirilmesi o deneyim alanının yeniden şekillendirilmesinin bir parçası olan bir bedenin ve bir söz söyleme yeterliliğinin bir dizi eylem aracılığıyla üretimi” [J.Rancieri, Uyuşmazlık s.59]

Kendinde sınıf kendi için sınıf gibi Hegelyan Marksizmin özsel tanımları işletilmemelidir burada. Öznenin “özselliğini” bilime bulaştırmamak gerekir. Özne bilimin yasalılığına hapsedilemez. Özne ve Bilim’in alanını içiçelik olarak değil birbirinden farklı düzeyler olarak ele almalıyız. Bilim bize ne Louis Bonaparte’ın nasıl iktidara geldiğini, ne Bastille kuşatmasını, ne de Kışlık sarayı baskınını cevaz veremez. Sosyal varlığımızın, toplumsal konumumuzun bizi politika da devrimci kılacağı koskoca bir yanılsamadan ibarettir. Özne kategorisi, her durumda, gerçekliğini kendinde bulan; varlığının kendinden başka dayanakları olmayan; kendinden- sebeplerle hareket eden; kendine şeffaf, özgür ve bağımsız bir niteliği anlatır. Hikmetinden sual olmayan özne, Tanrı ya da insan biçimine bürünebilir. O bazen Olimpos’tan şimşekler yağdırır, bazen devrim yapar. O, öz-ne’dir, varlığını öz-ün-den alır(!) Bu anlamıyla politik özne nesnenin varlığını üretici düzeylerin sıkışmışlığını içererek devrime atılmaz. Devrim ontolojinin konusudur ve anda başlayıp anda biter. Devrimci sürecin kendisi devrim değildir. Süreçten bağımsız sürecin koşullamadığı bir “an”ın gerçekliğini kabul etmeyenler darbe ve devrim ayrımı yaparak görüşlerini formüle ederler. İllâ bir ayrım yapacak olur isek Darb’ın devletlûdan geleni Darbe, devrimciden geleni isyandır. Ama bu elbetteki kimin egemen olduğu ve tarihyazımında bulunduğundan hareketle hiçbir önem taşımaz. Devrimin(kastedilen toplumsal devrim) bir darbeden fazlasını içerdiği devrimin programı gibi tartışmalar ise epistemolojinin konusudur. İktidarı almak değil, İktidarın fiilen devralındığı daha doğrusu boşa düşürüldüğü durumdur devrim. “Sınıfçı”ların kendileri dışındaki eğilimleri; darbeci, küçük burjuva radikalisti görmeleri de anlık hesaplaşmalar değil teoriyi edinim süreçlerindeki yarıktır.

Buradan bir geçiş yapacak olur isek; devrimcilik pratiğinde sınıfta kalmış, ana akım “komünist” partilerinin yaptığı goşizm, fokoculuk (bknz. Regis Debray, Devrim İçinde Devrim) tartışmalarını hatırda tutup bir yana bırakmakta fayda var. Bizde de bir dönem (yenilgi dönemi sonrası) bol biçimde seyreden halkçı popülizm- sınıfçılık tartışmasında hak yoluna eren sınıfçıların, işçi sınıfının öncü örgütlerinin, geçmiş “halkçı popülist” deneyimleri eleştirirken ürettiği silahlı reformizm kavramını ele alalım.(Lenin’in Küçük Burjuva Sosyalizmi, Proleterya Sosyalizmi makalesinin yanlış bir okuması)

Bir hareket hem silahlı hem reformist nasıl oluyor derseniz onların cevapları hazırdır: Siyasal iktidarı hedeflemeyen bir hareket silahlı da olsa külahlı da olsa reformizmle malûldür. Hareketin siyasi iktidarı hedeflemediği ise öncü politikayı savunmasına bağlı olarak savlanır. Bu anlayışın sahiplerine göre, kitlelerle siyaset yapmayan, kitlelerle buluşmak gibi bir derdi olmayan hareketler cüret edemedikleri sebatkar çalışmanın boşluğunu doldurmak için konspiratif eylemlere meylederler. (Bu tartışma sonrasında sosyal bilimler alanında terörizm üzerine söylenen şu sözleri hatırlatıyor: Terörizm, devrimcilerin zayıflık ve çaresizliğinin bir ürünüdür. [Jeff Goodwin, Devrimci Terörizmi Anlamak] ) Lenin’in terörü reddetmediği bir kitle politikasının uzanımı olarak ele alınması görüşü bizdeki ekseri marksist ve sol liberal tarafından kitle politikasının önünde bir engel olarak anılmaktadır. (Buradaki reformist akıl devrimci arzuyu süreğen biçimde dizginler ve şu uyarıda bulunur. Kitlelerin bizden kaçmasına izin verme! Bir düzine işi berbat etme! ) Sınıfçılara göre eylem alanında Narodnikleri anmaktansa Narodnik gelenekle yollarını ayıran Plehanov ya da Merkezciler tercih konusudur. Lenin’in neden yer yer Narodnizmle birçok meseleye bambaşka baksa da itham edildiği ise düşünülmez dahi. Red Army Faction(RAF) bu durumu şöyle niteler: “Lenin’in terör konusundaki görüşleri çok çeşitli şekilde yanlış yorumlanmışlardır. Bu konuda, yaygınlık kazanan tek şey Lenin’in devrimci teori konusunda gerçekten söyledikleri şeyler karşısındaki bilgisizliktir. Bugün bir yerde karşı-devrimin askeri veya sivil elebaşıların cezalandırılması konusu ortaya atıldığında, hareketin kitabi bilginleri palavra atmaya başlıyorlar. Her türlü tartışma bu cezalandırma eylemliklerinin Lenin’in bilindiği gibi Narodnikler ve Bakunin taraftarları ile mücadelesinde yıkıcı bir eleştiriye tabi tuttuğu ve her sosyalist devrimci için büyük günah saydığı “kişisel terör” başlığı altında sıralanması gerektiği işaret edilerek boğuluyor. Lenin’den aktarmalar düşünmenin yerine geçiriliyor. Büyük ustaya ters düşmek kimin haddine! Böylece Leninist “kişisel terör” kavramının baskı aygıtının tek tek görevlilerine karşı uygulanacak cezalandırma eylemleri için kullanılması gerektiği, “kişisel” sıfatının örneğin emniyet müdürü veya savcı olarak karşı-devrim hesabına yararlılıklar göstermiş kişiye , saldırı nesnesine yöneldiği şeklindeki koskoca yanılgı birkaç on yıldan beri varlığını sürdürüyor. [Batı Avrupa’da Silahlı Mücadele, Egemenlik Aygıtına Karşı Terör Kitle Mücadelesinin Zorunlu Bir Öğesi, s.67-68]

Bizde de geçmişte TKP, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği, Kurtuluş gibi işçici grupların Dev-Yol ve Dev-Sol’u; bugün ise birçok hareketin PKK’yi seçtikleri hedefler üzerinden bireysellikle suçlaması bu kavrayışsızlıktan ötürüdür. Bireysellik eleştirisi Dev-Yol ya da Dev-Sol gibi kitlesel hareketlere değil; olsa olsa Acilciler ve Mlsp-b gibi hareketlere yapılabilir ki merkezcilerin orantılı sınıf siyaseti altındaki reformizmine karşı çoğu durumda bu eğilim, devrimcilik açısından şüphesiz çok daha işlevseldir. Devrimciliğin kitle arayıcılığı altında orantılı siyaset olmadığını ilk elden belirtelim. (Lenin’in bir adım gerisi reformculuk bir adım ilerisi ise Blanquizm ya da Narodnizmdir tartışması başka düzlemde yapılması gereken bir tartışmadır. Pratik-politika kurulumunu bu gibi tartışmalardan geniş oranda azade kılar. Silahlı mücadelede yöntem tartışması değildir Narodnikler ve Lenin arasındaki.) Çünkü Lenin’i buradan eleştiren (Lenin’in de bu benzetmeden hiç de rahatsızlık duymadığı bilinir) döneminin “akil” Marksistlerinin günümüzde de türdeşleri bolca bulunmaktadır. Kızıl terörü eleştirmenin kaçınılmaz olarak beyaz terörü istemeye denk düşeceğini bu topraklardan bir Marksist Hikmet Kıvılcımlı yıllar önce Devrim Nedir isimli çalışmasında söylemiştir.

Sözü Kıvılcımlıya bırakalım: “Terör zılgıt bir silahtır. O silahı kullanmak önceden iyidir veya kötüdür diye ezbere hükümlere bağlanamaz. Her silah gibi, terör de mutlak ve soyut kanaatlere göre işlemez; somut duruma göre değer ve ölçü kazanır.“ Aynı çalışmasında doktor iktidar öncesinde yapılan terörün Partizan Savaşı olarak nitelendiğini bir kez daha duymayanlar için tekrarlamaktadır ve burada dikkat edilmesi gereken ince hususlar vardır. Sebebi, neticesi, biçimi ve başarısı. Bu gibi ana etmenler uyarınca gerçekleşen bir eylemlilikten bahsediliyor. “Terörü kaçınılmaz bir prensip olarak red ve inkar etmemek, onu gelişigüzel uygulamak anlamına gelmez. Her tedbir gibi terörün de bir takım şartları ve yöntemleri vardır.”[Kıvılcımlı, Hikmet Devrim Nedir] Doktor sözlerine şöyle devam eder: “Kalleş sosyalistler, terörü sırf kanlı olmasından ötürü anarşistçe bir metod diyerek red ve inkar ederler. Devrimci sosyalistler, tarihin bütün gerçek sosyal devrimcileri gibi: “Prensip olarak terörden yüz çevirmedik ve yüz çeviremeyiz(Lenin) derler.”

Gerek klasikler (Marx, Engels, Lenin, Mao, Troçki vd.) içinden gerekse de dünya devrimci hareketinin en temel aktörlerinin programlarından bir dizi benzer alıntılar yapmak mümkün. Raf, Naxalitler, Farc, Fhkc, Fkö, Fln, Halkın Fedaileri, Pkk, Tamiller, Aydınlık Yol, Tupamaroslar gibi hareketler bilişsel düzeyde de bu konuya dair açıklıklarıyla savaş yürütüyorlar. (Açıktan kavramı terörizm olarak savunanlar ise RAF ve Naxalbari Hareketi.) Öncelikli olarak olanca açıklığıyla bu konuya dair en sarih metinlerden biri olan RAF Kollektifi’nin “Egemenlik Aygıtına Karşı Terör: Kitle Mücadelesinin Zorunlu Bir Ögesi” başlıklı makaleyi hatırlatalım. Gene George Habbaş’ın yazıları, Çaru Mazumdar (Charu Majumdar)’ın yazıları, Halkın Fedailerinin teorisyenlerinden Emir Perviz Puyan (Amir Parviz Pouyan)’ın “Silahlı Mücadele’nin Kaçınılmazlığı ve Ölümü Önemsemenin Anlamsızlığı” isimli broşürü, gene Abimael Guzman’ın demeçleri ve Frederic Oriach'[*]ın etkisi Fransa’dan Belçika’ya kadar bütün Avrupaya yayılan metni hatırlanmalıdır. Burada terör hedefi belli olmayan ya da Kıvılcımlı’nın sözleriyle başka hiçbir işi kalmamış kimi adamların akıllarına geldiği için yapılan eylemlilikler dizisi değildir. Konuyu detaylandırmak açısından Jeff Goodwin’in Devrimci Terörizmi Anlamak isimli makalesine şu ifadelere dikkat! ‘Seçici’ ya da ‘münferit’ olarak adlandıracağımız bir tür terörizm, bireysel kimliklerin ya da rolleri nedeniyle hedeflenen ve çarpışmalarda bilfiil yer almayan kişilere karşı yöneltilir; aslında bu bireyler devrimci hareketin, en azından bazı üyelerince, genellikle ismen bilinmektedir. Bu bireyler genellikle devrimcilerin karşı olduğu( “terörle mücadele” politikaları dahil) sosyal ve siyasal düzenlemelerden ve hükümet politikalarından çok kere sorumlu tutulan siyasetçiler ve (silahsız) devlet görevlilerinden oluşur. Kategorik terörizm stratejisi uyguladıklarında , devrimciler genellikle “rejim destekçisi siviller”(complicitous civillians) diyebileceğimiz kişileri tehdit ederler ve onlara saldırırlar.Devrimciler bu sivilleri, i)devrimcilerin karşı olduğu hükümet ya da devletin faaliyetlerinden düzenli olarak kazanç sağladıkları, ii) hükümet ya da devleti destekledikleri ve/veya iii) hükümet ya da devleti yönetme ya da ciddi bir şekilde etkileme kapasitesine sahip oldukları oranda rejim destekçisi olarak görürler.

Görüldüğü gibi belirli bir nedensellik uyarınca, hedeflerin seçilerek vurulduğu bir katastrofik eylemsellikler dizisi ancak devrimci terörizm sıfatını hak edebilir. Fakat rejim destekçisi sivillerin nasıl belirlendiği, düşman tanımlamasının kategorik sınırı ise elbette bir başka problematiktir. Bu alanın sınırlarını mücadele yürüten ilgili özne, ideolojisi, pratik-politik yönelimi, örgütlülüğünün kollektif hafızası, kendisine yöneltilen saldırılar gibi bir dizi etmen içinde kendisi kavramatize eder. Burada terör yönünü şaşıran namlular değil, bizatihi çok sistemli bir karşı saldırı hamlesidir. Hedefi seçili olduğu gibi (Çarlığın kolluk güçleri sosyalist düzen için savaşan işçilerin boğazlarına sarıldırılar. Bizim Olağanüstü Komisyonlarımız kapitalist düzeni yeniden sağlamak için uğraşan toprak ağalarını, kapitalistleri ve generalleri vuruyorlar. [Leon Trotskiy, Terrorism and Communism] ) bu eylemliliklerin propagandası da savaşın devrimci özneleri tarafından yapılırken durumu açıklayamamaktan kaynaklı bozgun havası yoktur ortada. Bilakis ideolojik aygıtlar pür reel işlerken biz kaçsak dahi üzerimizde kalacak devlet terörüne eylemine ve söylemine (devlet terörünü devrimcilere yıkma) karşı ayrıştırıcı bir rolü hem eylemsel düzeyde hem de söylemsel düzlemde üretir. Fanon’un perspektifinden ele aldığımızda savaş içinde savaşçıyı motive eden psikososyal bir yanı da vardır. Davranışsal boyutu bir yana temel sorunsal savaşı kurallarına göre sürdürmektir ve en hızlı yoldan bitirmektir.

Burada tekrar sözü Lenin’e bırakır isek: “Devrimci sınıflar, direnmeye kalkışan varlıklı sınıflarla mücadeleye giriştikleri zaman, o direnci kırmak zorundadırlar.Ve biz varlıkların direncini onların proleteryayı ezdikleri araçlarla ezeceğiz.”[Akt. Hikmet Kıvılcımlı, Devrim Nedir]

Yine Marx’ın sözleriyle maddi güç ancak maddi güçle yenilebilir. Alıntıları ilk elden ve birincil kaynaklardan yapmamız okurda beklenti düşüklüğü yaratmamalıdır. Malum sol liberaller için Marx, Engels ve yer yer Lenin dışında Marksist bulunmadığı için öncelikli olarak sözü ustalara bırakmak böyle bir karşı savın da söz söylerken şayet samimi ise düşünüp söylemesini arzulamaktadır.

Sol liberaller sosyalizm deneyimi olarak kabul etmeye yanaşır mı bilinmez ama Çin devriminin önderi Mao da şöyle demiştir: “…devrim ne bir gala yemeğidir,ne bir edebiyat yapıtı,ne bir resim, ne de bir nakıştır; hoşlukla, incelikle, rahatlıkla, yumuşaklıkla, sevimlilikle, kibarlıkla, çekingenlikle ve yüce gönüllülükle gerçekleştirilemez. Devrim bir başkaldırıdır, bir sınıfın bir sınıfı alaşağı ettiği bir şiddet eylemidir. (…)Açıkça söylemek gerekirse her kırsal bölgede kısa bir terör döneminin olması gerekir. (…)Bir şeyi düzeltmek için ters yönde eğmek gerekir; aksi taktirde doğrultmak mümkün olmaz onu”

Devrimci sürecin içinde yer alan politik aktörlerin, kitlelerin; şiddeti kurucu bir öge olarak edinemeyeceği, devlet terörünün yükseldiği aralıkta siyasal iktidar mücadelesi yürüten öznelerin ancak zorunda bırakalırsa (saldırı olarak değil, zorunda kalırsa değil, zorunda bırakılırsa) savunma amaçlı başvurduğu bir korunma siyaseti (bunu da meşrulaştırmadan) olarak edinileceği söylemine dair bakınız Fidel Castro ne diyor:

“Latin Amerika ülkelerinden birinde, silahlı mücadele verilmeden iktidarı ele geçirmenin mümkün olup olmadığını kendi kendine soran bazı kişiler var. Ve elbette teorik olarak, hipotez olarak, kıtanın büyük bir bölümü kurtulunca , bir devrim bu koşullar altında muhalefetle karşılaşmadan başarıya ulaşırsa, bunda şaşılacak birşey olamaz &ama bu bir istisnadır. Kısaca, bu, devrimin herhangi bir ülkede mücadele verilmeden, başarıya ulaşacağı demek değildir. Özgül koşulları olan bir ülkede devrimcilerin kanı dökülmeyebilir, ama onların kazanacağı zafer, ancak tüm kıta devrimcilerinin çabaları, verdikleri kurbanlar ve akıttıkları kan sayesinde mümkün olabilecektir.“ [Fidel Castro, Latin Amerika Üzerine(Gerçek Devrimci Yol), Evren Yayınları, Nisan 1978, s.61-62]

Marksizmin teorik politik sınırlarını kuram-eylem birlikteliğini kitlecilik adına daraltan uvriyerizmin ve Marksizm içi ayrımları, her geçen gün daraltmaya çalışan sol liberalizmin, şiddet karşıtlığında ve anomali olarak gördüğü teröre karşı yolları aynı noktada kesişiyor. Vaktiyle Şiddet ve Kolaycılık(Foti Benlisoy,Yeniyol dergisi) diye yazı yazanlarla Birikim, Altüst dergisi yazarları arasında bu sorunun formülasyonu açısından aşılmaz duvarlar yoktur. Troçki’nin bireysel terörizmin iflası makalesine meseleyi yıkıp (Troçki’nin Terörizm ve Komünizm kitabını ise sümen altı edip) proleterya diktatörlüğünün yerine Komün yenilgisi öncesi sosyalist demokrasi kavramı ile çıkan eğilimlerin Marksizmin pratik politik ayağının nasıl kurulacağına dair ve beğenmedikleri sosyalizm deneyimlerinden kendileri bu aşamada nasıl ayrı tuttuklarını -varsa bir kaygıları- anlatmaları gerekir. Marksizmin Blanquizm, Anarşizm, Narodnizmle kendini teorik düzlemde ayrıştırmasının doğal bileşkesi olarak bu gibi devrimci akımlarla ortak araçları da kullanmamasını bir fikir olarak teorize eden anlayış sahipleri sap ile samanı karıştırmaktır. Bakınız Hal Draper bu hususta ne diyor: Marx’ın Blanqui’ye değinmesi, karşı-devrimci politikacıların o sırada Blanqui’nin ismini devrimci bir şeytan şeklinde kullanmalarına kısa yoldan bir anıştırmadır. [Marx’tan Lenin’e Proleterya Diktatörlüğü Tartışması s.34]

Marx “Bizce komünizm kurulacak bir ilişkiler hali, gerçekliğin kendisini uyarlamak zorunda kalacağı bir ideal değildir. Şeylerin şimdiki halini ortadan kaldıran gerçek harekete komünizm diyoruz” demişti. Bir idea olarak komünizm tartışması yapmıyor isek, sorunsuz bir sosyalizm söyleminin idealist sularında gezinmiyor isek, politik öznelerin sınıflı toplumdan gerçek hareketin inşası için katettiği yolda somut koşullar uyarınca savaş içinde kendi gereksenimleri doğrultusunda alet çantasına yeni edavatlar edinmesi kaçınılmazdır. İdeolojik-politik ve askeri olan sınıf savaşımdan kitlelerin hazırlıksızlığıyla ya da modernizm ideolojisinin prelüdü hümanist saiklerle askeri bileşkesini kaldırma istemi, terörü siyaset dışı görme eğilimi Ulus Baker’in ifadesi ile Terörü bir sahte siyaset biçimi olarak dışlamak, modern rejimlerin ikiyüzlülüğüdür. [Siyasal Alanın Oluşumu s.12] Bu sahte siyasetten çıkalım bu ikiyüzlülüğü bir yana bırakalım. “Marksizm”iniz sizin olsun.

Kaynakça

[*] Restorasyondan kastımız, ‘kurucu temel’in, ana bileşenlerinin korunması kaydıyla, politikanın güçler dağılımındaki farklılaşmalarla yıpranan yönlerinin aslına ‘sadık’ kalınarak yeniden düzenlenmesidir. Bu düzenleme, tüm yeniden düzenlemeler gibi kurucu temelde biçim değişikliklerine neden olabilir. Burada bir değişim olduğu açıktır, ancak bu değişimde ‘reform’ olarak ele alınacak bir yan görülmemektedir., [Agah Akyazıcı, Rejimin Restorasyonu, Teori ve Politika dergisi sayı.50]

[*] “sol”-liberal kavramını oluşturan terimlerin biraradalığında bir çelişki var. Ancak oksimoron(kendi içinde çelişik) terimler salt taşıdıkları imkansızlığa yaptıkları vurgu nedeniyle bile bir semptoun ifade edilmesi gerekliliğine gönderme yapabilirler. Şu durumda sol liberal söylem, düzene doğrudan saldırmadan, düzenin rasyonalitesi içerisinden “makul” sayılabilecek öneriler getirmek maksadına odaklanmıştır: Kapitalist üretim ilişkilerinin “fukaralar”/”madunlar” adına daha uygun boyutunu aramaktadır. “Sol”luğu da buradan kaynaklanır. Ancak bu başlık altına sokulabilecek söylemler, kendi “sol” hallerini ifade ederlerken egemen söylemin kavramsal setini ve “üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin kaçınılmazlığı” ve “Marksizm’in ölümü” dahil pek çok ön varsayımını büyük bir içtenlikle kabul etmektedirler. Bir yandan “fukaralar” adına egemen söylem içerisinden “makul” talepler önerirkendiğer yandan egemenin egemenliğinin dayanak ve sebeplerini sorgulama işlevinden vazgeçen bu söylemler, bütün varyantlarında ezenlerin diliyle ezilenleri savunmak gibi tuhaf bir projenin yapısal açmazlarından kaynaklı nevrotik duruşlar sergilemektedirler. [Ali Murat Özdemir, Popülist Söylem ve Bileşenleri: “Sol”- Liberalizm Üzerine Düşünceler]

In principle we have never rejected, and cannot reject, terror. Terror is one of the forms of military action that may be perfectly suitable and even essential at a definite juncture in the battle, given a definite state of the troops and the existence of definite conditions. [Lenin, Where to Begin (Nereden Başlamalı,1901] http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1901/may/04.htm

Altüst Dergisi sayı:5

Başkan Gonzalo Konuşuyor, Luis Arce Borja, Janet Talavera Sanchez, Belge Yayınları

Batı Avrupa’da Silahlı Mücadele, Raf Kollektifi, Çev.: Doğan Gün, Yar Yayınları, Eylül 1977, Egemenlik Aygıtına Karşı Terör Kitle Mücadelesinin Zorunlu Bir Öğesi, Terror gegen den Herrschaftsapparat — ein notwendiges Element der Massenkämpfe (Terror against the Rulership Apparatus — a necessary element of the mass struggle)

Birikim Dergisi Sayı:271 Silah/la Mücadele(Sonrasında (273.sayı) ise Işık Ergüden’in yazısı ile bu tartışmaya devam ettirilmek istenmiştir. Işık Ergüden, 271.sayıya tepki olarak yazma yazma ihtiyacı içine girdiğini belirtse dahi niyetten bağımsız orada olarak bu yaklaşıma su taşıdığı şüphe götürmez.)

Devrimci Terörizmi Anlamak(Tarihsel Sosyoloji), Jeff Goodwin, Çev.: Ferdan Ergut, Dipnot Yayınları

Emmanuel de Waresquiel, İsyankar Yüzyıl, Mao

Fidel Castro, Latin Amerika Üzerine(Gerçek Devrimci Yol), Evren Yayınları, Nisan 1978

Hal Draper, Proleterya Diktatörlüğü Tartışması Marx’tan Lenin’e, Çev.: Osman Akınhay, Belge Yayınları

Hikmet Kıvılcımlı, Devrim Nedir?

Jacques Rancieri, Uyuşmazlık, Çev.: Hakkı Hünler, Ara-lık Yayınları

Kan ve İnanç, PKK ve Kürt Hareketi, Aliza Marcus, İletişim Yayınları

Leon Trotskiy, Terörizm ve Komünizm: Karl Kautsky’e Cevap, Çev.: Onur Koyunlu, Epos Yayınları

Peru’da Aydınlık Yol Deneyimi, Alain Hertoghe, Alain Labrousse,Çev.: Ali Rıza Tura, Belge Yayınları

Ulus Baker, Siyasal Alanın Oluşumu

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=HaberYazdir&ArticleID=1064535

http://marksist.org/haberler/5586-roni-margulies-siddet-teror-ve-sosyalizm

Kaynak: Komünizm’in Güncelliği

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com