Chavez’in 21. yüzyıl sosyalizmi

ESİN SARAÇOĞLU

2010

Peşinden gelen değerlendirmeler, Chavez gibi bir ulusalcının sosyalizm vurgusunun samimi sayılamayacağından tutun Chavez’in eldeki tüm modellerin rafa kaldırılmasını gerektiren bir yeni sosyalizmi inşa ettiği tezine kadar geniş bir yelpazeye yayıldı. Bunlar arasında en ciddi değerlendirmenin dünya konjonktürünün Venezuela’daki devrimci süreci radikalleşmeye zorladığı tezine odaklandığını söylemek mümkün.

Sovyetler Birliği çökmüş, refah devletinin altı oyulmuş, dünya emekçilerinin kazanımları neo-liberalizm ile yerle bir edilmişti. ABD’nin tepesinde durduğu emperyalist hiyerarşi içerisinde üçüncü yolcu, ulusalcı stratejilere yer kalmamıştı. Elbette halkçılık, adalet, eşitlik, bağımsızlık gibi değerlerde ısrarcı olacak aktörler marksizme yüzlerini dönecek, sosyalistleşeceklerdi.

Dünya konjonktürünün ilerici iktidarları radikalleşmeye zorladığı tezi yukarıda söylendiği gibi ciddiye alınmayı ve hesaba katılmayı hak eden bir tez. Bu tezin ima ettiği bir de karşı uç var tabii dünya konjonktürü radikal olmayan, yüzünü kapitalizm dışı bir alternatife çevirmeyen iktidarların ilerici niteliğini yerle bir etmektedir. Latin Amerika’nın yakın geçmişinde neo-liberalizmle hesaplaşmayı vaat ederek iktidara gelen pek çok “ilerici” iktidarın, iktidara geldikten hemen sonra vaatlerinden vazgeçip sağa kaydıklarına ve arkalarındaki kitle desteğini kaybettiklerine tanık olundu.

Ancak Chavez Venezuela’sının başını çektiği 21. yüzyıl sosyalizmi rüzgârı söz konusu olduğunda bu tezi fazla zorlamakta sakınca var. “Chavez sosyalizm mücadelesi verdiğini ilan etti, kervan yolda düzülür dedi… Adamın marksizm kökenli olmadığını ne diye karıştıralım, zaten dünya düzeni onu adım adım bu rotaya sokacak,” kolaycılığına kaçmadan 21. yüzyıl sosyalizmi tartışmalarını eleştirel bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Ne dünya kapitalizmi neo-liberalizm dışındaki alternatiflere kapalı diye sosyalizme geçiş kendiliğinden, öznenin siyasi şekillendiriciliğine, ayakları yere basan bir programa gerek olmadan mümkün olabilir ne de Chavez sürecin onu sürüklediği yere gidecek kadar ne yaptığını bilmez, stratejisiz bir liderdir.

Kaçınmak gereken bir başka konum da “Chavez marksist değil, sosyalist değil, ne diye ciddiye alalım,” ciddiyetsizliği… Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından dünya tarihinin en karanlık perdelerinden birini geride bırakmaya başladığımız bir dönemin işareti olan ve bağımsızlık, halkçılık adına mücadele eden bir iktidarı küçümsemek en hafif deyimle ciddiyetsizlik olacaktır.

Söylem olarak 21. yüzyıl sosyalizmi

Peki, Chavez’in 21. yüzyıl sosyalizmi ne ifade ediyor? Yeni bir sosyalizm programını ya da Latin coğrafyasına uygun, özgün bir devrim stratejisini mi? Lafı dolandırmadan söylemek mümkün, Chavez’in 21. yüzyıl sosyalizmi ne kuvvetli bir sosyalizm programını ne de belirgin bir devrim stratejisini içeriyor. Daha ziyade, bir söylem olarak öne çıkıyor. Temel olarak üç ihtiyaca karşılık düşen bir söylem emperyalizme meydan okuma, 20. yüzyılın reel sosyalizm deneyleri ile araya mesafe koyma ve sosyalist değerleri de içeren bir ideolojiye yaslanma …

Venezuela’da Chavez neo-liberal kapitalizmden başka bir yola tahammülü olmayan emperyalist odaklara karşı halk kitlelerinin çıkarını savunma mücadelesine soyundu. ABD’nin en doğrudan araçlarla, en kanlı, en riyakar biçimde müdahalelerde bulunmayı geleneği haline getirdiği Latin Amerika’da, Chavez, eşitsiz gelişme mantığını da bir kez daha doğrularcasına “ya barbarlık ya sosyalizm” demek zorundaydı. Meydan okudu, sosyalizm, dedi. Bu bağlamda 21. yüzyıl sosyalizmi, piyasanın devlete üstünlüğünü reddeden, ekonominin deregulasyonunu, mali sektörün üretim sektörüne üstünlüğünü, gümrük duvarlarının indirilmesini, özelleştirmeyi, stratejik kaynakların gayri-millileştirilmesini eleştiren bir hatta oturuyor. Bu hattın genel olarak kapitalizmin sömürü mantığını değil, neo-liberal kapitalizmi karşısına aldığını görmek için çok keskin gözlere sahip olmaya gerek yok. Ancak hemen yukarıda değinildiği gibi, neo-liberalizmin kapitalizmin sunduğu yelapzenin tamamını temsil ettiği bir ortamda, neoliberalizm karşıtılığı ile sosyalizm arasındaki mesafe, kapanmasa da hayli kısalıyor.

Emperyalizmle ve emperyalizmin dayattığı neo-liberalizm ile mücadeleyi merkezine alan bir söylem olarak 21. yüzyıl sosyalizmi, bu mücadelede şu ya da bu şekilde yer alan kesimleri en geniş haliyle kapsamak durumunda. Burada kapitalizmin sömürü mantığına kökten bir karşı çıkışın dayanmak zorunda olacağı işçi sınıfı temelinden ziyade anti-emperyalist unsurların birliği öne çıkıyor. Çağımıza uzanan Küba’yı da içine alarak 20. yüzyıl deneyimlerine mesafe koymak da farz oluyor. Ürkütmemek için, ikna etmek için, kapsamak için… Devrimci alt üst oluşları, silahlı mücadeleyi ve ne yazık ki yenilgiyi çağrıştıran 20. yüzyıl deneylerine dönük reddiyeci eleştirilere karşı yenilik ve özgünlük argümanları ile kalkan örmek için. Teorik akıl, tarihsel bilinç, programatik netlik olmayınca, özgüven de olmuyor. Oysa diğer deneyimler bir yana, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemden başlayarak kesikli de olsa muhtelif yükseliş dönemleri yaşayan, kalıcı olmasa da eşitlik ve özgürlük mücadelesi açısından büyük başarılara imza atan Latin Amerika’nın sol hareketleri içerisinde yegane kalıcı devrime imza atmış kardeş Küba’dan öğrenecek ne çok şeyi var 21. yüzyılın sosyalistlerinin…

21. yüzyıl sosyalizmi söylemi, kitleleri temsil yeteneğini pekiştirmek adına ideolojik bir işlev de yükleniyor. Başta Simon Bolivar olmak üzere kıtanın bağımsızlık mücadelesi önderlerinin, Hıristiyanlıktan devşirilen adalet fikrinin yanı sıra sosyalizmin eşitlik, özgürlük, dayanışma gibi ilkeleri de Chavez’in repertuarında önemli bir yer tutuyor.

Mücadele hedefi olarak 21. yüzyıl sosyalizmi

21. yüzyıl sosyalizmi bir kez söylem olarak gündeme geldikten sonra içi doldurulmayı bekleyen bir büyük mücadele hedefi oluyor. Sözün kaynağı hem dostun hem düşmanın gözünü diktiği Venezuela’nın lideri Chavez olunca kaçınılmaz bir sonuç bu.

İktidarının 12. yılında, 21. yüzyıl sosyalizmini telaffuz edişinin üzerinden 5 yıl geçtikten sonra, Chavez’in iddia ettiği gibi Venezuela’da sosyalizmin inşa sürecine girildiğini görmek mümkün mü? Chavez güncel gelişmelere yanıt üretebilmek, iktidarının Venezuela halkına daha iyi bir yaşam sunmaya devam edebilmesini sağlamak için, kararlı bir tutum takınıp kimi radikal adımlar atıyor. Petrol sektöründeki ve başka bazı kritik sektörlerdeki kamulaştırmalar, karar alma süreçlerine halkın katılımını teşvik etmek üzere yaratılan mekanizmalar, misyonlarla sağlanan kapsamlı sağlık ve eğitim hizmetleri, yoksullar lehine yeniden bölüşüm hamleleri, son derece ileri bir anayasanın yazılması ve dış politikada ABD politikalarına karşı sert tutum, Küba ve diğer Latin Amerika halklarıyla dayanışma Chavez’in kapitalizmin borozanları tarafından yapılamaz denilenleri hayata geçirdiği, günümüz kapitalizminin sınırlarını zorladığı örnekler…

Ancak Venezuela’da sermaye sınıfının ekonomi alanındaki gücü geriletilmiş değil. Venezuela emekçilerinin yaşamlarında iyileşme yaratan şey mülkiyet ilişkilerine dönük müdahaleler değil devletin petrol gelirlerinin halk kesimleri lehine kullanılmasına dayanan yeniden bölüşümcü politikalar. Devlet bürokrasisi üzerinde devrimci güçler egemen olabilmiş değil ve yeniden bölüşümcü politikalar bile büyük oranda devlet mekanizmalarını baypas ederek gerçekleştirilebiliyor. Yerel örgütlenmelerde ilerlemeler kaydedilse de, sosyalizm mücadelesinde başka herhangi bir biçimle ikame edilmesi mümkün olmayan üretim sürecine dayanan işçi örgütlenmeleri çok geride. Halkın etrafında seferber edildiği siyasi program, sermaye ile hesaplaşmayı değil yolsuzluk ve spekülasyon gibi tali gündemlerle mücadeleyi merkeze koyuyor.

21. yüzyıl sosyalizmini inşa ettiklerini dünya âleme duyuran diğer Latin Amerika liderleri ise daha da geri bir görüntü veriyorlar. Mülkiyet ilişkilerinin dönüşümünü gündemine zaten almayan Bolivya ve Ekvador’daki sol iktidarlar, yabancı çok-uluslu şirketlere yönelik teşvik edici bir açık kapı politikasını benimsiyorlar. Enerji ve tarım gibi kıta ülkeleri için en önemli iki sektörde üretime dönük yatırımlardan söz etmek mümkün değil. Hammadde ihracına dayanan dolayısıyla istihdam yaratmaktan uzak bir model hakim.

Özetle, Latin Amerika’da 21. Yüzyıl sosyalizmine çağrı yapan iktidarlar, 21. yüzyıl sosyalizminin sınırlarını çizen Venezuela’ya bakıldığında bile, sosyalizmin inşa edildiği bir süreçten ziyade bir tür sosyal demokrasi görüntüsü çiziyorlar.

21. yüzyıl sosyalizminin uluslararası ölçekte karşılığı olabilecek ALBA söz konusu olduğunda ise ortaya atıldığı ilk günden bu yana ALBA hedeflerinin herhangi bir inceltme, derinleştirme girişimine tabi tutulmadığını görüyoruz. Dünya ölçeğinde ortak bir program, asgari müşterekler arayışı ile gündeme gelen Sosyalist Enternasyonel tartışmaları garip bir mecrada akıyor. 26 Nisan tarihinde venezuelanalysis’te Kiraz Janicke ve Federico Fuentes’in, PSUV Kongresi delegesi, kongrenin uluslararası komitesinin üyesi ve yeni bir sosyalist enternasyonel oluşturmaya yönelik bir eylem planı hazırlamakla görevli Julio Chavez ile yaptıkları röportaj yayınlandı. Sosyalist olmayan unsurları da, örneğin İran’ı da kapsamayı hedeflediklerini dile getiren Julio Chavez, buna gerekçe olarak pek çok anti-emperyalist unsurun sosyalist olmaktan uzak olduğunu söylüyor. O halde neden anti-emperyalist enternasyonel oluşturmayı düşünmediklerini sormak ise Janicke ile Fuentes’in aklına gelmiyor.

Son söz

Beylik olması pahasına yazıya son noktayı koymadan söylenmeli: Sosyalizm tanımı gereği mülkiyet ilişkilerinin dönüştürülmesini içerir. Sermaye sınıfını hem politik hem de ekonomik düzeyde yenilgiye uğratma hedefini içerir. Bir söylem olarak 21. sosyalizminin bu açıdan net siyasi hedefler içeren bir programa dönüşmesi acil gündemdir. Bu noktada Latin Amerika ülkelerinin komünist partilerine ve bir noktaya kadar da sosyalist Küba’ya özel bir görev düşüyor denilebilir.

Kaynak: soL

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com