21. Yüzyıl Sosyalizmi Üzerine

21. Yüzyıl Sosyalizmi Üzerine

Jorge Echazu*

2010

Çeviren: Haydar Özkan

Yeni sosyalizmin inşa edilebilmesi için, 20. yüzyıl sosyalizmi olarak adlandırılan İkinci Devrimci Dalga döneminin hatalarından sakınmamızı ve 20. yüzyıl sosyalizminin teoride ve pratikte gerçekleştirdiği kazanımları aydınlatmamızı sağlayacak yeni fikirlere ihtiyacımız olduğu açık ve kesindir. Şimdi gündemde olan, Üçüncü Devrimci Dalga’dır.

Ne var ki, yeni tipte bir sosyalizm kavramı geliştirme çabası içinde ortaya çıkabilecek kimi kafa karışıklıklarını ve belli eklektik yaklaşımları aydınlatmak amacıyla belirtilmelidir ki; sosyalizm, kapitalizmin tam karşıtı olarak inşa edilecek, olmuş bitmiş, sabit, tamamlanmış bir üretim tarzı değildir ve olamaz. Sosyalizm, Karl Marx’ın “Gotha Programının Eleştirisi”nde mükemmel biçimde açıkladığı üzere, kapitalizmden komünizme “geçiş” aşamasını oluşturur. Dolayısıyla sosyalizm, ölmekte olan eski kapitalist dünya ile doğmakta olan yeni sosyalist dünya arasında büyük bir savaş meydanı demektir. Sosyalist zaferler bu süreci ilerletirken, yenilgiler restorasyonun zaferine dönüşür; yani sosyalizmde ya ilerler, ya da gerilersiniz.

Bugün emperyalist dünya sisteminin parçasını oluşturan her toplumsal formasyon ve her ulus devlet, bu sistemi aşmaya ve yeni bir dünyayı, sosyalist bir dünyayı inşa etmeye giriştiğinde, kendi toplumsal, politik ve ekonomik yapısının özgünlüklerini ve özelliklerini derinlemesine kavramalıdır. Sosyalizmi inşanın zorunlu modelleri olamayacağı gibi, her durumda “yanlış” olan yollar ve bunların karşısında her durumda “doğru” yollar da yoktur. Eğer keşfedilmemiş yollardan yürümek zorundaysak, doğrular ve yanlışlar çok göreli bir hale gelir. Hiç kimse mutlak doğrunun ve “doğru yol”un sahibi değildir.

20. yüzyıldaki bütün büyük toplumsal deneyimler, özgün fikirler ve pratikler katmıştır: Kitlelerin özgücüne dayalı mücadeleler, dünya savaşları, ulusal savaşlar, kurtuluş savaşları, köylü ayaklanmaları, sokak çatışmaları, teorik konuşmalar ve büyük ideolojik ve politik tartışmalar. Tüm bu büyük mücadeleler derin bir anti-kapitalist ve antiemperyalist içeriğe sahiptiler ve bugün, 21. yüzyıl sosyalizmi, eğer gerçekten SOSYALİST olacaksa, bu pozitif mirası sahiplenmelidir.

Dolayısıyla, bir yüzyıl dolusu unutulmaz mücadeleleri bilinen “yanlış” yollar karşısında “hakiki” yolu bulmak adına değersizleştirmek ve gözden düşürmek doğru değildir. Sosyalizmin son tahlilde, sonucu belli olmamış ve uzun süreli bir savaşın cereyan ettiği bir meydan olarak ele alabiliriz; zira henüz kimin kazanacağı belli değildir (kapitalist restorasyon mu, sosyalist inşa mı?). Bu, uzun döneme yayılan, süreçsel bir olgu açığa çıkarır ve birbirine zıt iki tarihsel eğilimi karşı karşıya getirir: Ya devlet ekonomisinin birincil olduğu planlı bir ekonomi güçlendirilir ya da pazarın liberal mantığı dayatılır. Ya Değer Yasası’nın etkinliği teşvik edilir ya da sınırlandırılır.

Bu konuda, Che Guevara’nın aydınlık ifadelerine sahibiz:

“Kapitalizmin kategorilerinin bir dönem boyunca varlığını sürdüreceğini ve bu sürenin önceden saptanamayacağını anlıyoruz; ancak geçiş döneminin (sosyalizm) karakteristiği, yeni bir aşamaya geçebilmek için eski bağlarını tasfiye etmekte olan bir toplum olmasıdır. Eğilim, bize göre, piyasa, para, maddi çıkara dayalı teşvikler gibi eski kategorileri, daha doğrusu bunların varlık nedeni olan koşulları mümkün olan en enerjik biçimde ortadan kaldırmak yönünde olmalıdır…

Değer yasasının bilinçli kullanımını reddediyoruz; çünkü artık üreticiler ve tüketiciler arasındaki karşıtlığı kendiliğinden biçimde ifade eden bir serbest piyasa yoktur. Devlet işletmeleri arasındaki ilişkilerde meta kategorisinin varlığını reddediyoruz ve bütün işletmeleri tek bir devlet işletmesinin parçaları sayıyoruz (henüz bu, ülkemizde başarılamamış olsa da). Değer yasası ve plan, bir çelişki ve onun çözümüyle birbirine bağlı iki kavramdır. Dolayısıyla diyebiliriz ki, merkezi planlama sosyalist toplumun varlık tarzıdır, onun belirleyici kategorisidir ve insan bilincinin ilk kez, ekonomiyi amaçları yönünde (komünist toplum yönünde insanlığın tam kurtuluşu) sentezleme ve yönetme yeteneğini kazanmasının ifadesidir.”(2)

Elimizde, Carlos Tablada Perez(3) tarafından analiz edilen, Che’nin geçiş döneminde, Küba’da Değer Yasası’nın etkinliği konusundaki analizleri ve kriterleri de var.

Ne var ki, Victor Alvarez(4) “21. yüzyıl sosyalizminin inşası için anahtarlar”ında, bunun tam tersini tumturaklı sözlerle öne sürüyor:

“Ne merkezi planlama, ne de arz ve talep güçlerinin serbestleştirilmesi politikaları, antagonist ve uzlaşmaz seçenekler olarak değerlendirilemez. Bu, devlet ve piyasa arasında zorunlu bir seçim yapmak gerektiğine dayalı eski ikiliğin yeniden gözden geçirilmesi demektir. Bu ikiliği kabul etmek, bizi ya tüm karar yetkisini devlet bürokrasisinin eline vermek ya da piyasanın görünmez eline teslim etmek noktasına getirdi. Bu ise, tüm vatandaşların aktif ve birincil katılımlarının alanını sınırlamak demekti…

Dolayısıyla, insanların girişimci ve yenilenmeci ruhunu mutlak devlet mülkiyetinin mezar taşının altına gömmeyin. . Ne mutlak devletçilik, ne piyasanın egemenliği. Bu ikisi de 21. yüzyıl Sosyalizminin sakınması gereken aşırılıklar olacaktır… Tıpkı devlet ekonomisinin varlığı gibi, ihtiyaç olduğu kadar piyasa da var olabilecektir…”(5)

Sosyalizmi savunduğunu iddia eden Latin Amerikalı bir yazarın, bize devlet ve piyasayı dengelemeyi önermesi şaşırtıcıdır. Bize bir koltukta iki karpuz taşımamızı öneriyor. Sanki bu politika, 20. yüzyıl sosyalizminin yaşadığı yıkımdan çıkıp gelmemiş gibi. Orada da sosyalist inşa, ekonomik demokrasinin çıkarına, “insanların girişimci ve yenilenmeci gücü” adına terk edilmişti. Bu, sağın demokratizm ideolojisinin ve gericiliğin, bazı ‘sosyalistlerin’ zihniyetinde derin yıkımlar yapabildiğinin yeni bir kanıtıdır. Bu, dolayısıyla, bir açıdan, sosyalizmin insanının üretebileceği muazzam yaratıcılık ve yenilenmecilik kapasitesinin yadsınması anlamına geliyor. Diğer açıdan ise, 21. yüzyıl sosyalizminin proletarya diktatörlüğü hakkındaki Marksist teori yadsınarak inşa edilebileceğini sanmak anlamına geliyor, ki proletarya diktatörlüğü sosyalizmin ta kendisidir, halk kitlelerine demokrasi ve gerici güçler üzerinde diktatörlük demektir. Bu noktalar, bizi, bu kısa makalenin sınırları içinde kalmak kaydıyla, 21. yüzyıl sosyalizminin gerçekte neye benzeyeceği sorusuna getiriyor.

Bizce, 21. yüzyıl sosyalizmi, yeni olacaktır. Sosyalizmle kapitalizmin eklektik bir sentezini yapmak anlamında değil, önceki sosyalizmin yanlışlarını ve bozukluklarını aşması anlamında yeni olacaktır. Zamanında tüm dünya halklarının umudu olmuş olan yadsınmaz kazanımlarına ise saygı duyacak ve onları yinelemeye çalışacaktır.

Yeni dünya, farklı bir dünya olacaktır. Yeni, eskinin ve köhnemişin artıklarıyla değil, yani suçlu ve katliamcı kapitalizm ve onun ‘korsan’ piyasalarıyla (Galeano) değil, ‘canavarın bağırsaklarını’ tanıyan (Jose Marti) ve kazanımlarının daha önceki geri dönüşlere benzer tarzda yok olmasını istemeyecek tüm halkların devrimci çabasıyla kurulacaktır.

Son olarak, Bay Alvarez’in vardığı sonuçlardan da tümüyle ayrı düşünüyoruz:

“Sonuç olarak, piyasa ve devlet arasındaki ilişkilerin dinamiği, varsayılan bir genel teori veya politikayla, bir kerede ve ebediyen, tüm durumlar ve konjonktürler için çözülebilecek bir şey değildir. Hangi düzeyde (yüksek veya düşük) devlet müdahalesinin veya düzenlemesinin uygun olacağının, piyasa güçlerinin hareketleriyle bağlantısı içinde belirlenmesi, lanetli bir şey olarak algılanmak şurada dursun, tam tersine, 21. yüzyılda sosyalizmin inşasının anahtarlarından birisidir.”

Geçiş dönemi ekonomisinde, kesin olarak, Guevara’nın söylediği gibi: Ya meta ekonomisi galip gelir ya da geçiş döneminin planlı devletçi ekonomisi. 21. yüzyıl sosyalizminin bütün savunucularının Hugo Chavez’in bu konudaki konuşmalarını okumaları da iyi olacaktır. Bu büyük tartışma, Latin Amerika’da açılmak zorundadır, yoksa halk mücadelelerinin ödediği büyük bedellere karşın aynı yenilgileri yaşamaktan sakınamayız. Sosyalizm, tehlikeli bir düşmanı olan, demokratist ve uzlaşmacı bir eklektizmi benimserse, her zaman geri dönüş yaşayabilir.

* Jorge Echazu, Bolivya Marksist Leninist Maoist Partisi’nin önderlerindendir.

Dipnotlar

1- Ernesto Che Guevara, Eserler, c. 2, Casa de las Américas, s. 272 ve 273

2- Carlos Tablada Perez, “Che’nin Ekonomik Düşüncesi”, Akademi Yayınları, İstanbul 2010.

3- Venezuela’nın eski Temel Sanayi ve Madencilik Bakanı.

4- América XXI, “Desde Venezuela para todo el continente”, [Venezuela’dan tüm kıtaya], Yıl IV, No. 21-22, S. 15-16)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

www.000webhost.com